Küresel finans piyasalarında faiz oranına duyarsız iki büyük borçlu grubu arasında yaşanan sermaye mücadelesi, devlet tahvilleri ile yapay zeka (AI) yatırımlarını karşı karşıya getiriyor. Hükümetlerin artan borçlanma ihtiyacı ve teknoloji devlerinin yapay zeka altyapısına yönelik devasa harcamaları, sınırlı tasarruf havuzunu paylaşmak zorunda. Uzmanlar, bu rekabetin uzun vadede tahvil piyasalarında faiz oranlarını yukarı çekebileceği ve riskli varlıklarda balon oluşturabileceği uyarısında bulunuyor.
Arka Plan: İki Dev Borçlu Grubu
Bir yanda, pandemi sonrası genişleyen kamu harcamaları ve altyapı yatırımlarıyla borç yükü artan egemen devletler var. ABD, Japonya ve Avrupa ülkeleri, bütçe açıklarını finanse etmek için rekor düzeyde tahvil ihraç ediyor. Bu ülkelerin borçlanma ihtiyacı, faiz oranlarına karşı duyarsız; yani faizler yükselse bile borçlanmaya devam ediyorlar çünkü kamu hizmetleri ve ekonomik teşvikler için kaynağa ihtiyaçları var.
Diğer yanda ise yapay zeka devrimine öncülük eden teknoloji şirketleri bulunuyor. Microsoft, Google, Amazon ve Meta gibi firmalar, veri merkezleri, çipler ve yazılım geliştirme için milyarlarca dolar harcıyor. Bu şirketler de faiz oranına duyarsız; çünkü yapay zeka yarışında geri kalmamak için borçlanma maliyetine bakmaksızın yatırım yapıyorlar. Örneğin, Microsoft'un 2024'te yapay zeka altyapısına 50 milyar doların üzerinde yatırım yapması bekleniyor.
Bu iki grubun aynı anda ve agresif şekilde sermaye talep etmesi, küresel tasarruf arzının sınırlı olması nedeniyle çatışmaya yol açıyor. Ekonomistler bu durumu 'crowding out' (dışlama etkisi) olarak adlandırıyor: Kamu borçlanması özel yatırımları dışlıyor veya tam tersi.
Küresel Boyut ve Riskler
Bu mücadelenin en büyük sonucu, uzun vadeli faiz oranlarında yukarı yönlü baskı. ABD 10 yıllık tahvil faizi son aylarda %4,5'in üzerine çıkarak 2007'den bu yana en yüksek seviyeleri gördü. Yapay zeka şirketlerinin borçlanma ihtiyacı da tahvil arzını artırıyor. Örneğin, Oracle ve CoreWeave gibi firmalar, yapay zeka veri merkezleri için milyarlarca dolarlık tahvil satıyor.
Ancak asıl risk, bu iki grubun da faize duyarsız olması nedeniyle piyasa sinyallerinin bozulması. Normalde faiz yükselince borçlanma azalır ve tasarruflar dengelenir. Fakat hem devletler hem de teknoloji devleri, stratejik öncelikleri nedeniyle faiz artışına rağmen borçlanmayı sürdürüyor. Bu da sermaye maliyetinin sürekli yüksek kalmasına ve verimsiz yatırımların finanse edilmesine yol açabilir.
Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası, küresel borç seviyelerinin rekor kırdığını ve gelişmekte olan ülkelerin dışlanma riskiyle karşı karşıya olduğunu belirtiyor. Yapay zeka yatırımları verimlilik artışı sağlasa da, kısa vadede sermaye maliyetini yükselterek diğer sektörleri olumsuz etkiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, yüksek dış borç ve cari açık nedeniyle küresel faiz oranlarına karşı son derece hassas. ABD ve Avrupa'da tahvil faizlerinin yükselmesi, Türkiye'nin dış borçlanma maliyetini artırıyor ve TL üzerinde baskı oluşturuyor. Ayrıca yapay zeka yatırımlarına yönelen küresel sermaye, Türkiye gibi gelişmekte olan piyasalara olan ilgiyi azaltabilir. Türkiye'nin teknoloji ve yapay zeka alanında rekabetçi olabilmesi için yerli yatırımları artırması ve makroekonomik istikrarı sağlaması kritik. Aksi halde, sermaye savaşında dışlanan taraflardan biri olma riski taşıyor.