Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde (KDC) aylardır süren ve dünyanın büyük ölçüde görmezden geldiği Ebola salgını, komşu ülkelere sıçrayarak yeni bir tehdit oluşturuyor. Bu kez hastalığa neden olan virüsün Sudan türü, daha önceki salgınlarda etkili olan aşı ve tedavilere yanıt vermiyor. Sağlık yetkilileri, salgının kontrol altına alınması için acil uluslararası destek çağrısı yapıyor, ancak küresel ilgi kısıtlı kalıyor.
Salgının boyutları ve yayılma dinamikleri
KDC Sağlık Bakanlığı verilerine göre, salgın ilk olarak Nisan 2025'te Ekvator eyaletinde tespit edildi. O tarihten bu yana 78 doğrulanmış vaka ve 43 ölüm kaydedildi. Vakaların yüzde 70'i kırsal alanlarda yoğunlaşırken, kent merkezlerine de sıçrayan hastalık, Kongo Nehri havzası boyunca yayılıyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), salgının Uganda ve Ruanda sınırlarına ulaştığını, her iki ülkede de şüpheli vakaların rapor edildiğini açıkladı.
Mevcut salgında en büyük zorluk, virüsün Sudan türüne karşı onaylı bir aşı veya antiviral tedavi bulunmaması. Daha önceki Ebola salgınlarında kullanılan Ervebo aşısı (VSV-EBOV) yalnızca Zaire türüne karşı etkili. Sudan türü için halen klinik deneme aşamasında olan iki aday aşı bulunuyor, ancak bunların sahada kullanımı henüz onaylanmadı. DSÖ, 'acil kullanım onayı' sürecini hızlandırdığını ve 100 bin doz deneysel aşının bölgeye sevk edildiğini duyurdu.
Bölgesel ve küresel boyut
Salgın, Orta Afrika'da zaten kırılgan olan sağlık sistemlerini daha da zorluyor. KDC, yıllardır devam eden silahlı çatışmalar, mülteci krizi ve diğer salgın hastalıklar (örneğin maymun çiçeği) ile mücadele ediyor. Ülkenin sağlık altyapısı yetersiz durumda. Sınır ötesi nüfus hareketliliği, virüsün hızla yayılmasına zemin hazırlıyor. Uganda, Ruanda ve Güney Sudan, sınır kontrollerini sıkılaştırdı, ancak tam bir karantina uygulanmıyor.
Küresel topluluğun tepkisi ise sınırlı kaldı. Gelişmiş ülkelerden gelen mali yardım, 2014-2016 Batı Afrika salgınındakinin çok altında. Dünya Bankası ve Gavi İttifakı fon sağlarken, ABD ve AB sağlık ekipleri bölgeye sevk edildi. Ancak Rusya ve Çin, aşı adaylarının test edilmesi için bölgede etkinlik yürütüyor. DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, 'Bu salgını ciddiye almazsak, kontrol altına alınması çok daha zor bir noktaya gelebilir' uyarısında bulundu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu salgın, Türkiye için doğrudan bir tehdit oluşturmamakla birlikte, birkaç açıdan önem taşıyor. Birincisi, Türkiye'nin Afrika'da artan diplomatik ve ticari varlığı, özellikle KDC ve Uganda ile ilişkileri bağlamında, sağlık krizlerine müdahale kapasitesini gösterme fırsatı sunuyor. İkincisi, salgının yayılması halinde küresel seyahat kısıtlamaları ve ticaret aksamaları Türkiye'nin Afrika ile olan ticaret hacmini etkileyebilir. Üçüncüsü, Türkiye'nin sağlık diplomasisi deneyimi (ör. Somali'deki sağlık tesisleri) benzer krizlerde kullanılabilir. Ancak bu aşamada herhangi bir somut adım atılmamıştır.