Yeni bir Ebola salgını, ABD’nin “Önce Amerika” (America First) dış politika doktrininin küresel halk sağlığı krizleri karşısındaki kırılganlığını bir kez daha gündeme taşıdı. Doğu Afrika ülkesi Uganda’da ocak ayında tespit edilen Ebola virüsünün hemorajik ateşe yol açan Sudan türü, Dünya Sağlık Örgütü’nü (DSÖ) acil durum ilan etmeye zorlarken, Washington yönetiminin salgınlara karşı geliştirdiği “önce Amerika” yaklaşımı, uluslararası iş birliğinin önemini tartışmaya açtı.
Salgının Arka Planı ve Küresel Etkileri
Uganda Sağlık Bakanlığı’nın 30 Ocak 2023’te doğruladığı ilk vakanın ardından, ülkede şu ana kadar 9 kişi hayatını kaybetti. Ebola’nın yüzde 50’ye varan ölüm oranına sahip Sudan türüne karşı henüz onaylanmış bir aşı bulunmuyor. DSÖ, salgının komşu ülkelere yayılma riskine karşı 1 Şubat’ta bölgesel alarm seviyesini yükseltti. Ancak küresel sağlık güvenliği uzmanları, asıl tehlikenin salgının kendisinden çok, uluslararası toplumun bu tür krizlere hazırlıksız yakalanması olduğunu vurguluyor.
ABD’nin sağlık alanındaki dış yardımları, Trump döneminde başlatılan “America First” politikasıyla önemli ölçüde kesintiye uğramıştı. Biden yönetimi bu eğilimi kısmen tersine çevirse de, DSÖ’ye yapılan katkılar ve Afrika ülkelerindeki sağlık altyapı yatırımları hâlâ 2014-2016 Batı Afrika Ebola salgını öncesi seviyelerin altında. Uganda’daki salgın, bu kesintilerin doğrudan bir sonucu olarak değerlendirilmiyor; ancak uzmanlar, zayıflamış küresel sağlık sisteminin yeni salgınlara karşı kırılganlığı artırdığını belirtiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Ebola, yalnızca Afrika kıtasını tehdit eden bir hastalık olmaktan çıkmış durumda. Küresel seyahat ağları sayesinde virüsün diğer kıtalara sıçrama riski her zaman mevcut. Bu nedenle DSÖ, tüm üye ülkeleri sınır kontrollerini artırmaya ve sağlık altyapılarını güçlendirmeye çağırıyor. Ancak ABD’nin “Önce Amerika” stratejisi, uluslararası iş birliğini ikinci plana iterek, aslında Amerikan halkını da risk altına sokuyor. Zira salgınlar sınır tanımaz; bir ülkede kontrol altına alınamayan virüs, küresel bir tehdide dönüşebilir.
Öte yandan, Çin ve Rusya gibi diğer büyük güçler de salgın yönetiminde kendi nüfuz alanlarını genişletmeye çalışıyor. Çin, Uganda’ya acil tıbbi malzeme yardımı gönderirken; Rusya, aşı geliştirme çalışmalarına destek vaat ediyor. Bu gelişmeler, küresel sağlık diplomasisinin jeopolitik bir rekabet alanına dönüştüğünü gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Uganda’daki Ebola salgını, Türkiye’yi doğrudan tehdit etmese de, bölgesel istikrar ve sağlık güvenliği açısından dikkatle izlenmelidir. Türkiye, Afrika’da artan ekonomik ve diplomatik varlığıyla, salgınla mücadelede DSÖ ve Afrika Birliği ile iş birliği yaparak, kriz yönetimine katkı sağlayabilir. Ayrıca, Türk sağlık ekiplerinin geçmişte Afrika’da yürüttüğü insani yardım projeleri (TİKA, Kızılay), bu tür salgınlarda etkin bir rol oynama potansiyelini göstermektedir. Türkiye’nin, küresel sağlık krizlerine karşı hazırlıklı olması ve uluslararası iş birliği mekanizmalarını güçlendirmesi, hem Afrika’daki etkinliğini artıracak hem de olası bir salgının Türkiye’ye sıçramasını önleyecektir.