Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin Ituri eyaletinde patlak veren Ebola salgını, temiz su ve sıhhi tesisat altyapısının kritik derecede yetersiz olması nedeniyle hızla yayılıyor. Vaka sayısı 1.000'in üzerine çıkarken, uluslararası yardım kuruluşlarının bütçe kesintileri bölgedeki sağlık krizini derinleştiriyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), salgının kontrol altına alınmasının giderek zorlaştığı uyarısında bulunuyor.
Altyapı eksikliği ve kesilen yardımlar
Ituri eyaleti, on yıllardır süren çatışmalar ve ihmal nedeniyle temel altyapıdan yoksun. Bölge halkının büyük bir kısmı güvenli içme suyuna erişemiyor; mevcut su kaynakları ise genellikle kirli ve hastalık taşıyıcısı durumunda. Ebola virüsü, enfekte kişilerin vücut sıvılarıyla temas yoluyla bulaştığı için yetersiz hijyen koşulları salgının yayılmasını hızlandırıyor.
Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu (IFRC) ve diğer yardım kuruluşları, bölgeye su arıtma tabletleri, sabun ve hijyen kitleri dağıtarak salgını durdurmaya çalışıyor. Ancak bağışçı ülkelerin son dönemde yardım bütçelerini azaltması, bu çabaları sekteye uğratıyor. IFRC yetkilileri, mevcut kaynakların ihtiyacı karşılamaktan uzak olduğunu ve daha fazla fon sağlanmazsa binlerce insanın risk altında olduğunu belirtiyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Ebola salgını sadece Kongo için değil, komşu ülkeler için de ciddi bir tehdit oluşturuyor. Uganda, Ruanda ve Burundi, sınırlarında sıkı tarama önlemleri alsa da, virüsün yayılma riski yüksek. WHO, salgının kontrol altına alınmaması halinde bölgesel bir krize dönüşebileceği uyarısında bulunuyor. Küresel sağlık topluluğu, 2014-2016 Batı Afrika salgınından ders çıkararak erken müdahale çağrıları yapıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Ebola salgınının kontrol altına alınamaması, Türkiye için doğrudan bir tehdit oluşturmasa da, küresel sağlık güvenliği açısından endişe vericidir. Türkiye, Afrika'da artan ekonomik ve siyasi etkisiyle bölgedeki krizlerden etkilenebilir. Özellikle Kongo ile ticari ilişkiler ve Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı'nın (TİKA) bölgedeki kalkınma projeleri, salgının yayılması halinde sekteye uğrayabilir. Ayrıca, kitlesel göç ve insani kriz riski, Türkiye'nin dış politikasında dikkate alması gereken bir unsurdur.