ABD'nin Ebola salgınıyla mücadelede öğrendiği dersler, son on yılda küresel kapasitenin önemli ölçüde artmasına rağmen, bu kazanımların sürdürülebilir olmadığını ve unutulmaya yüz tuttuğunu gösteriyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri (CDC) verilerine göre, 2014-2016 Batı Afrika salgını sırasında 28.600'den fazla vaka ve 11.300 ölüm kaydedilirken, 2018-2020 Demokratik Kongo Cumhuriyeti salgınında ise 3.470 vaka ve 2.280 ölüm yaşandı. Bu sayılar, geçen on yılda erken uyarı sistemleri, hızlı müdahale ekipleri ve aşı geliştirme gibi alanlarda kaydedilen ilerlemelerin hayati önemini vurguluyor.
Kırılgan Kazanımlar ve Sürekli Tehdit
Ebola, yüksek ateş, şiddetli kanama ve organ yetmezliğiyle seyreden, ölüm oranı %50'ye varan bir virüs. 2014 salgınıyla birlikte ABD, CDC bünyesinde özel bir Ebola müdahale ekibi oluşturdu, laboratuvar kapasitesini artırdı ve Afrika ülkelerinde sürveyans ağları kurdu. Ancak bu yatırımlar, salgın sona erdikçe azalmaya başladı. 2020'de WHO'nun acil durum fonu kesintileri, 2022'de Uganda'daki Sudan Ebola türü salgınına müdahaleyi geciktirdi. CDC Direktörü Dr. Rochelle Walensky, 2023 yılında Kongre'ye yaptığı açıklamada, 'Ebola küresel bir tehdit olmaya devam ediyor, ancak fonlama eksikliği nedeniyle hazırlık seviyemiz düştü' ifadelerini kullandı. Bu durum, salgınlar arasında dikkat dağınıklığının ve bütçe kesintilerinin tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini ortaya koyuyor.
ABD'nin özellikle Batı Afrika ve Orta Afrika'daki sağlık altyapısına yaptığı yatırımlar, kısa vadeli sonuçlar verse de sürdürülebilirlik açısından zafiyet gösteriyor. Ebolaya karşı geliştirilen iki aşı (Ervebo ve Zabdeno/Mvabea) mevcut olsa da, bu aşıların stoklanması ve dağıtımı için gereken lojistik planlama yetersiz kalıyor. Ayrıca, salgın bölgelerindeki siyasi istikrarsızlık ve toplumsal güvensizlik, halk sağlığı müdahalelerini baltalıyor.
Küresel Sağlık Güvenliğinde Dönüm Noktası
Ebola, sadece Afrika kıtasını değil, küresel sağlık güvenliğini tehdit eden bir hastalık. 2014 salgını, ABD, İngiltere ve İspanya gibi ülkelerde de vaka görülmesine yol açarak bağlantılı bir dünyada salgınları kontrol altına almanın zorluğunu gösterdi. Bugün, iklim değişikliği, ormansızlaşma ve vahşi yaşam ticareti gibi faktörler, yeni Ebola türlerinin ortaya çıkma riskini artırıyor. WHO'nun 2024 raporuna göre, 2023 yılında beş Afrika ülkesinde (Uganda, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Gine, Sierra Leone ve Liberya) Ebola benzeri semptomlarla takip edilen 1.200'den fazla şüpheli vaka bildirildi. Bu, salgın potansiyelinin hala yüksek olduğunu gösteriyor.
ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri (NIH) ve Savunma Bakanlığı tarafından desteklenen aşı araştırmaları, umut verici sonuçlar verse de, ticari ilgi eksikliği nedeniyle yeni aşıların geliştirilmesi yavaş ilerliyor. Ayrıca, 2022'de patlak veren Uganda salgınında kullanılan deneysel tedavilerin etkinliği, küresel işbirliğinin önemini bir kez daha ortaya koydu. Ancak, salgınlar arasında siyasi irade ve fon sağlama konusundaki isteksizlik, gelecekteki büyük çaplı bir salgın karşısında dünyayı savunmasız bırakıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Afrika kıtasıyla artan ticari ve diplomatik ilişkileri, aynı zamanda sağlık turizmi alanındaki iddiasıyla Ebola gibi salgınlara karşı doğrudan bir hassasiyete sahip. Türk Hava Yolları'nın Afrika'nın 30'dan fazla noktasına uçması ve Türkiye'nin Somali, Sudan gibi ülkelerdeki askeri varlığı, salgın riskini artırıyor. Afrika'da artan Ebola vakaları, Türkiye'nin Sağlık Bakanlığı'nın sınır kontrollerini ve acil durum planlarını gözden geçirmesini gerektiriyor. Ayrıca, Türkiye'nin Dışişleri Bakanlığı, Afrika ülkeleriyle sağlık altyapısı işbirliğini güçlendirerek bölgesel istikrara katkıda bulunabilir. Küresel bir tehdit olan Ebola, Türkiye'nin uluslararası işbirliğine olan bağlılığını ve sağlık diplomasisinin önemini bir kez daha hatırlatıyor.