Afrika kıtasında yeniden yüzünü gösteren Ebola salgını karşısında uluslararası sağlık örgütleri ve insan hakları grupları, ABD yönetimine deneysel bir Ebola ilacının gelişmekte olan ülkelerle paylaşılması için baskı yapıyor. Henüz resmi bir yanıt gelmezken, milyonlarca insanın risk altında olduğu bölgelerde acil durum ilan edilmesi gündemde. Özellikle Uganda ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti sınırlarında tespit edilen vakalar, Batı Afrika'dan sonra en büyük Ebola krizine işaret ediyor. ABD'nin elindeki deneysel ilaç stoğu, klinik deneyler ve acil kullanım izni için kritik öneme sahip.
Gelişmenin arka planı
Ebola virüsü, son haftalarda Uganda'da 5, Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde 3 yeni vakayla yeniden gündeme geldi. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), salgının kontrol altına alınmaması halinde bölgesel bir felakete dönüşebileceği uyarısında bulundu. Advocacy grupları, ABD Sağlık Bakanlığı'na (HHS) bağlı Biyomedikal İleri Araştırma ve Geliştirme Kurumu'nun (BARDA) geliştirdiği 'mAb114' adlı monoklonal antikor ilacının, düşük gelirli ülkelerdeki hastalar için hayati olduğunu vurguluyor. Ancak ABD'nin ilacı paylaşma konusunda net bir tutum almaması, küresel sağlık eşitsizliği tartışmalarını alevlendirdi. 2014-2016 Batı Afrika salgınında 11 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği Ebola, bu kez daha kırsal ve ulaşılması güç bölgelerde yayılma potansiyeli taşıyor.
İlacın klinik deneyleri henüz tamamlanmamış olsa da, DSÖ'nün 'acil kullanım' listesinde yer alan mAb114, ön verilere göre yüzde 90'a varan etkinlik gösteriyor. ABD'nin elinde yaklaşık 2 bin doz bulunuyor; ancak bunların ne kadarının Afrika ülkelerine gönderileceği belirsiz. Sivil toplum kuruluşları, 'aşı milliyetçiliği' benzeri bir tutumla ilacın paylaşılmamasının etik olmadığını savunuyor. Öte yandan, ABD İlaç ve Gıda Dairesi (FDA) ilacın acil kullanım iznini henüz onaylamadı; bu da süreci daha da karmaşık hale getiriyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Ebola, sadece sağlık değil aynı zamanda siyasi ve ekonomik bir kriz olarak da bölgeyi tehdit ediyor. Uganda ve Kongo Demokratik Cumhuriyeti sınır bölgelerindeki hareketlilik, virüsün komşu ülkelere sıçrama riskini artırıyor. Güney Sudan ve Ruanda, sınırlarını kapatma tehdidinde bulunurken, bölgesel ticaret durma noktasına geldi. Dünya Bankası, salgının kontrol altına alınamaması halinde bölge ekonomisinin 2 milyar dolar kaybedebileceğini hesaplıyor. Küresel boyutta ise, ABD'nin liderlik rolü sorgulanıyor. Pandemi döneminde 'aşı milliyetçiliği' ile eleştirilen ABD'nin benzer bir tutumu Ebola'da da sergilemesi, uluslararası güvenilirliğine gölge düşürebilir. Çin ve Rusya, Afrika'da sağlık diplomasisi yatırımlarını artırırken, ABD'nin geri adım atması jeopolitik bir boşluk yaratabilir.
Öte yandan, DSÖ ve Afrika Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri, ortak bir acil durum planı hazırladı. Plan kapsamında, ABD'den talep edilen ilacın yanı sıra yerel sağlık altyapısının güçlendirilmesi hedefleniyor. Ancak finansman yetersizliği ve lojistik zorluklar, müdahale hızını düşürüyor. Advocacy grupları, ABD Kongresi'ne yaptıkları çağrıda, ilacın sadece ABD'de değil küresel bir kamu malı olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Afrika Boynuzu ve Sahel bölgesinde artan nüfuzuyla Ebola krizinden doğrudan etkilenebilecek ülkeler arasında yer alıyor. Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) ve Sağlık Bakanlığı, daha önceki Ebola salgınlarında Somali ve Sudan'a yardım göndermişti. Bu gelişme, Türkiye'nin sağlık diplomasisi alanındaki yumuşak gücünü test etmesi açısından önemli. Eğer ABD ilacı paylaşmazsa, Türkiye'nin DSÖ ile koordineli şekilde acil durum ekipleri ve tıbbi malzeme göndermesi gündeme gelebilir. Ayrıca, Türkiye'de yerleşik Afrika kökenli göçmen topluluklarının bulunduğu göz önüne alındığında, salgının küresel bir boyut kazanması halinde Türkiye'nin sınır ötesi sağlık önlemlerini artırması gerekebilir. Bölgesel olarak, Türkiye'nin Afrika'daki ekonomik ve siyasi yatırımlarına yönelik bir tehdit söz konusu olabilir; bu nedenle krizin yakından takip edilmesi ve proaktif bir sağlık diplomasisi stratejisi izlenmesi Türkiye'nin çıkarlarına uygun olacaktır.