Uluslararası toplum, kara mayınları ve misket bombalarının ardından şimdi de "otonom silah sistemleri" (killer AI) olarak adlandırılan yapay zekâ destekli silahlara karşı küresel bir yasak getirilmesi için mücadele veriyor. Birleşmiş Milletler (BM) nezdinde yürütülen müzakereler, insan hayatını tehdit eden bu yeni nesil silahların kontrol altına alınmasını amaçlıyor. Uzmanlar, yapay zekânın savaş alanlarında otonom karar verme yeteneğinin, uluslararası insancıl hukuk açısından ciddi riskler doğurduğunu ve bu teknolojinin kontrolsüz yayılmasının önüne geçilmezse gelecekte çok daha büyük felaketlere yol açabileceğini belirtiyor.
Mayınlardan Yapay Zekâya: Küresel Yasakların Tarihi
Tarih, belirli silah türlerinin yasaklanması konusunda uluslararası toplumun bir araya gelebildiği önemli örneklere sahne oldu. 1997 yılında imzalanan Ottawa Antlaşması, kara mayınlarının üretimini, stoklanmasını ve kullanımını yasaklayarak 164 ülkenin desteğini almıştı. 2008'de ise Oslo Sözleşmesi, misket bombalarının kullanımını, üretimini ve transferini yasaklayarak 123 ülkenin katılımıyla kabul edilmişti. Bu anlaşmalar, sivil kayıpları azaltma ve savaşın insani maliyetini en aza indirme hedefiyle atılmış önemli adımlardı. Şimdi ise benzer bir hareketin, yapay zekâ destekli otonom silah sistemleri için başlatılması gerektiği savunuluyor. Ancak uzmanlar, bu konudaki zorlukların geçmişteki anlaşmalardan çok daha büyük olduğuna dikkat çekiyor. Teknolojinin hızla gelişmesi, silahların tanımlanması ve denetlenmesini güçleştirirken, büyük güçlerin bu alandaki rekabeti de uluslararası uzlaşıyı engelliyor.
Özellikle ABD, Rusya ve Çin gibi ülkeler, otonom silah sistemlerinin askeri üstünlük sağlama potansiyelini göz ardı edemiyor. Bu ülkeler, tam otonom silahlar yerine yalnızca belirli kısıtlamalar getirilebileceğini savunurken; insansız hava araçları ve kara araçları gibi sistemlerin zaten aktif olarak kullanıldığı savaş alanlarında, yapay zekânın karar alma süreçlerine müdahil olması giderek yaygınlaşıyor. Bu durum, uluslararası insancıl hukukun temel prensipleri olan ayrım gözetme, orantılılık ve askeri gereklilik ilkelerine uyum konusunda ciddi endişelere yol açıyor.
Otonom Silahlara Karşı Hareket ve Görüşmeler
Yapay zekâ destekli otonom silah sistemlerine karşı yürütülen kampanya, sivil toplum örgütlerinin yanı sıra bazı küçük devletlerin de öncülüğünde ilerliyor. Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) bu silahların insan kontrolü olmadan hedef belirleme ve saldırı düzenleme yeteneğinin, savaş kurallarını ihlal etme riskini artırdığını vurguluyor. BM bünyesinde 2014'ten bu yana sürdürülen müzakerelerde, 150'den fazla ülke zorunlu bir yasaklama antlaşması çağrısında bulunsa da, veto yetkisine sahip daimi üyelerin itirazı nedeniyle somut bir ilerleme kaydedilemiyor. Geçtiğimiz yıl Cenevre'de yapılan toplantılarda, taraflar silah sistemlerinde insan kontrolünün sürdürülmesine yönelik bağlayıcı bir protokol üzerinde anlaşmaya varamadı.
Bazı şirketler ve araştırma kurumları ise yapay zekânın savaş alanında etik kullanımına yönelik gönüllü ilkeler geliştirmeye çalışıyor. Ancak bu girişimler, uluslararası bir denetim mekanizması olmadan caydırıcılık sağlamaktan uzak. Uzmanlar, kara mayınları ve misket bombalarında yaşanan sürecin aksine, bu kez zamanın daraldığını ve teknolojinin hızla ilerlemesinin, diplomatik çabaların gerisinde kalabileceğine dikkat çekiyor. .
Otonom Silahların Riskleri ve Etik Boyut
Yapay zekâ destekli silahların en büyük risklerinden biri, makinenin hedef seçimi ve saldırı kararı gibi kritik süreçlerde insan müdahalesinin ortadan kalkması. Bu durum, sivil kayıpların artmasına ve çatışma hukukunun ihlal edilmesine neden olabilir. Özellikle yüz tanıma ve otonom hedefleme sistemlerinin gelişmesi, yapay zekânın "derin öğrenme" algoritmalarının önyargılı kararlar verebileceği endişesini gündeme getiriyor. Savaş alanında yapılan bir hatanın telafisinin olmadığı düşünüldüğünde, insan denetiminin korunması uluslararası toplum için hayati önem taşıyor. ICRC'nin silah politikaları direktörü, otonom silahların insanlık dışı sonuçlara yol açabileceğini belirterek, devletlere acil bir anlaşma için çağrıda bulunuyor. Bu çağrı, teknolojinin gelişim hızı karşısında hukuki düzenlemelerin yetersiz kalmasından duyulan endişeyi yansıtıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, savunma sanayiinde yapay zekâ ve insansız sistemlere yaptığı yatırımlarla dikkat çeken bir ülke. Özellikle SİHA ve İHA teknolojilerinde elde ettiği başarı, uluslararası alanda önemli bir konum kazandırmış durumda. Bu nedenle otonom silah sistemlerine yönelik olası bir uluslararası yasak, Türkiye'nin savunma ihracatını ve teknolojik gelişimini etkileyebilecek bir faktör olarak öne çıkıyor. Türkiye, uluslararası insancıl hukuka bağlı kalmakla birlikte, millî güvenlik çıkarları ve savunma kapasitesini koruma güdüsüyle, bu tür anlaşmalarda haklarının gözetilmesine özen göstermeli. Ayrıca, yapay zekâ alanındaki etik ilkelerin belirlenmesinde aktif rol almak, Türkiye'nin uluslararası itibarını ve teknoloji alanındaki rekabet gücünü artırabilir. Bu gelişmeler, Türkiye'nin savunma stratejilerini ve dış politikasını yakından ilgilendiren bir dönüm noktası niteliği taşıyor.