Dünya kamuoyunun gözü Hamas'ın son saldırılarına ve İsrail'in Gazze'deki operasyonlarına kilitlenmişken, Batı Şeria'da İsrailli yerleşimcilerin Filistin köylerine yönelik şiddet eylemleri neredeyse hiç gündeme gelmiyor. Bu eylemler, uluslararası hukuku hiçe sayarak Filistinlilerin evlerini, zeytin ağaçlarını ve geçim kaynaklarını hedef alıyor. Peki, bu yerleşimci saldırılarını kim durduracak? Bu soru, bölgedeki güç dengeleri ve uluslararası toplumun tutumu açısından kritik bir önem taşıyor.
Batı Şeria'da Artan Yerleşimci Şiddeti
Son aylarda Batı Şeria'da yerleşimci şiddeti endişe verici bir şekilde arttı. Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi'nin (OCHA) verilerine göre, 2023 yılında yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik saldırıları önceki yıllara göre belirgin bir artış gösterdi. Bu saldırılar arasında köylere baskınlar, tarım arazilerinin yakılması, zeytin ağaçlarının sökülmesi ve Filistinlilere yönelik fiziksel şiddet yer alıyor.
İsrail ordusunun bu saldırılara sıklıkla göz yumduğu, hatta bazı durumlarda yerleşimcilere lojistik destek sağladığı bildiriliyor. Uluslararası toplumun, özellikle de ABD ve Avrupa Birliği'nin bu konudaki kınamaları ise sözde kalmaktan öteye gitmiyor. Yaptırımlar veya somut adımlar atılmadığı sürece, yerleşimci şiddetinin önüne geçilmesi mümkün görünmüyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Yerleşimci şiddeti, sadece Filistin toplumunu değil, bölgesel istikrarı da tehdit ediyor. İsrail'in yerleşim politikaları, iki devletli çözümün önündeki en büyük engellerden biri olarak kabul ediliyor. Bu şiddet, Filistinliler arasında öfkeyi artırıyor ve barış görüşmelerinin zemini tamamen ortadan kalkıyor. Ayrıca, İsrail'in uluslararası itibarına da ciddi zarar veriyor; ancak Batılı ülkelerin İsrail'e yönelik eleştirileri, özellikle Hamas'ın saldırıları sonrası değişen dengeler nedeniyle daha da zayıflıyor.
Hamas'ın 7 Ekim'deki saldırısının ardından İsrail'in Gazze'ye yönelik operasyonları, dünya gündeminin ilk sırasına oturdu. Bu durum, Batı Şeria'daki yerleşimci şiddetinin göz ardı edilmesine yol açıyor. Ancak uzmanlar, bu şiddetin uzun vadede bölgesel bir patlamaya yol açabileceği konusunda uyarıyor. Filistin yönetimi, yerleşimci saldırılarını kontrol edemediği için meşruiyetini kaybediyor; bu da Hamas'a yarıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türk dış politikasının Filistin meselesine yaklaşımında önemli bir sınav niteliği taşıyor. Türkiye, tarihsel olarak Filistin davasının en güçlü savunucularından biri olmuştur. Ancak Ankara'nın son dönemde İsrail ile ilişkileri normalleştirme çabaları, Filistinlilerin haklarını savunma konusundaki kararlılığıyla çelişebilir. Uluslararası toplumun bu konudaki ilgisizliği, Türkiye'nin Filistin davasını gündemde tutma çabalarını daha da önemli kılıyor. Türkiye'nin, yerleşimci şiddetini kınayan ve Filistinlilerin korunması için uluslararası mekanizmaların harekete geçirilmesini talep eden güçlü bir diplomatik girişim başlatması, hem bölgesel istikrar hem de Türkiye'nin İslam dünyasındaki itibarı açısından kritik bir rol oynayabilir.