Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) verilerine göre, dünya genelinde savaş, çatışma ve zulüm nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalan insan sayısı 117,8 milyona ulaştı. Bu rakam, küresel yerinden edilme krizinin daha önce hiç olmadığı kadar büyük boyutlara ulaştığını ortaya koyarken, Orta Doğu'da yaşanan son gelişmeler özellikle Lübnan'daki durumu kritik bir noktaya taşıdı. İsrail'in Gazze ve Güney Lübnan'a yönelik saldırıları sonrası bölgeden kaçan yüz binlerce insan, başta başkent Beyrut olmak üzere Lübnan'ın çeşitli bölgelerinde barınma kriziyle karşı karşıya.
Küresel yerinden edilme krizinin boyutları
UNHCR'nin 2024 yılı ortası itibarıyla yayımladığı rapora göre, 117,8 milyon kişi arasında mülteciler, sığınmacılar, ülke içinde yerinden edilmiş kişiler (IDP) ve vatansızlar bulunuyor. Bu sayı, 2023 sonuna göre yüzde 8'lik bir artışa işaret ediyor. En büyük payı 68,3 milyon kişiyle ülke içinde yerinden edilmiş kişiler oluşturuyor. Mülteci sayısı ise 36,4 milyona yükseldi.
Krizin en derin hissedildiği bölgelerin başında Orta Doğu ve Afrika geliyor. Suriye'de devam eden iç savaş, Ukrayna'daki savaş, Afganistan'daki istikrarsızlık ve Sudan'daki çatışmalar yerinden edilmenin ana nedenleri arasında sıralanıyor. Ancak son dönemde İsrail-Filistin çatışmasının tırmanması, özellikle Lübnan'da yeni bir insani krize yol açtı.
Lübnan, daha önce de 1,5 milyon Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapıyordu. Ülke, ekonomik çöküşün eşiğindeyken bir de İsrail saldırılarından kaçan on binlerce kişinin akınına uğradı. Beyrut ve çevresinde okullar, camiler ve boş binaların acil barınma merkezlerine dönüştürüldüğü belirtiliyor. UNHCR yetkilileri, mevcut barınma kapasitesinin yetersiz olduğunu, yeni gelenlerin çoğunun açık havada veya hasarlı yapılarda yaşamak zorunda kaldığını aktarıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Lübnan'daki barınma krizi, sadece ülkenin değil, tüm bölgenin istikrarını tehdit ediyor. Ülkede zaten yüksek olan işsizlik ve enflasyon, yeni mülteci dalgasıyla daha da derinleşiyor. Ekonomik krizle boğuşan Lübnan hükümeti, uluslararası yardıma muhtaç durumda. BM ve çeşitli insani yardım kuruluşları acil fon çağrısı yaparken, AB ülkeleri ve ABD'nin yardım taahhütleri yetersiz kalıyor.
Küresel ölçekte ise 117,8 milyon rakamı, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 1,5'ine denk geliyor. Bu, her 65 kişiden birinin yerinden edilmiş durumda olduğu anlamına geliyor. Uzmanlar, iklim değişikliği, kaynak savaşları ve artan siyasi istikrarsızlık nedeniyle bu sayının önümüzdeki yıllarda daha da artacağını öngörüyor.
Öte yandan, İsrail'in Lübnan'a yönelik hava saldırılarında sivil altyapının hedef alınması, uluslararası hukukun ihlali olarak değerlendiriliyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), saldırılarda en az 200 sivilin hayatını kaybettiğini, yüzlerce binanın yıkıldığını rapor etti. Bu durum, bölgedeki gerilimi daha da tırmandırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, halihazırda dünyanın en büyük mülteci nüfusuna ev sahipliği yapan ülke konumunda. 4 milyona yakın Suriyeli, Iraklı ve diğer ülkelerden gelen mülteciye kapılarını açan Türkiye, Lübnan'daki krizin daha da derinleşmesi durumunda yeni bir göç dalgasıyla karşı karşıya kalabilir. Ayrıca, Lübnan'daki istikrarsızlık Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarının güvenliğini tehdit etmekte ve Türkiye'nin bölgedeki çıkarlarını doğrudan etkilemektedir. Türk diplomasisi, hem insani yardım kanallarını açık tutarak hem de ateşkes çağrılarını sürdürerek krizin yayılmasını engellemeye çalışmaktadır.