Japonya'nın Hiroşima kentine atılan atom bombasının 81. yıl dönümünde, hayatta kalanlar (hibakusha) hızla aramızdan ayrılırken, dünya da onların davasına karşı giderek duyarsızlaşıyor. 6 Ağustos 1945'teki saldırının üzerinden geçen on yıllar boyunca, bu trajedinin tanıkları olan yaşlılar, nükleer silahların yarattığı yıkımı anlatmak için verdikleri mücadelede yalnızlaşıyor. Peki, insanlık bu kolektif hafızanın kaybolmasıyla birlikte nükleer felaket riskini yeniden mi göze alıyor?
Hibakusha'nın Sessizleşen Çığlığı
Hiroşima ve Nagazaki'ye atılan bombalar, yüz binlerce insanın ölümüne ve nesiller boyu süren sağlık sorunlarına yol açtı. Hayatta kalanlar, radyasyonun etkileriyle mücadele ederken, yaşadıklarını gelecek kuşaklara aktarmak için yıllarca çaba gösterdi. Ancak bugün, ortalama yaşı 84'e ulaşan hibakushaların sayısı hızla azalıyor. Japonya Hükümeti'nin verilerine göre, geçen yıl itibarıyla kayıtlı hibakusha sayısı 100 binin altına düştü. Bu tanıkların yok olması, nükleer silahların gerçek yüzünü anlatan en güçlü seslerin de kaybolması anlamına geliyor.
Hibakushaların anlatıları, yalnızca acı dolu kişisel hikayeler değil; aynı zamanda nükleer silahların insanlık dışı doğasının kanıtı. Onların tanıklıkları, Nükleer Silahların Yasaklanması Antlaşması (TPNW) gibi uluslararası çabaların da temelini oluşturdu. Ne var ki, dünya güçleri bu anlatılara sırtını dönmüş durumda. Nükleer silahlara sahip ülkeler, bu antlaşmayı imzalamayı reddederken, silahlanma yarışı modernizasyonla birlikte yeniden hız kazandı.
Uzmanlar, nükleer tehdidin soğuk savaş döneminden bu yana en yüksek seviyeye ulaştığını belirtiyor. Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik saldırıları, nükleer söylemi yeniden gündeme getirirken, Kuzey Kore'nin füze denemeleri ve İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetleri, uluslararası toplumun nükleer silahlara bakışını yeniden şekillendiriyor. Bu gelişmeler, dünyanın 'bombadan korkmayı bıraktığını' ve bunun sonuçlarının ağır olabileceğini gösteriyor.
Küresel Boyut: Hafıza Kaybı ve Artan Riskler
Hiroşima'nın 81. yılı, nükleer silahların yarattığı tehlikenin hatırlanması için bir fırsat sunarken, uluslararası toplumun bu konudaki duyarsızlığı da dikkat çekiyor. Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) çerçevesinde yapılan gözden geçirme konferansları, son yıllarda somut bir ilerleme kaydedemeden sonuçlanıyor. Nükleer silah sahibi ülkeler, silahsızlanma yükümlülüklerini yerine getirmekte isteksiz davranıyor.
ABD ve Rusya arasındaki Yeni START antlaşmasının geleceği belirsizliğini korurken, Çin'in nükleer cephaneliğini hızla genişletmesi, Asya-Pasifik bölgesinde yeni bir silahlanma yarışını tetikliyor. Hindistan, Pakistan ve Kuzey Kore'nin de dahil olduğu bu tablo, nükleer silahların dünya genelinde yeniden prestij ve güç sembolü haline geldiğini gösteriyor. Bu durum, hibakushaların 'bir daha asla' mesajını gölgede bırakıyor.
Öte yandan, sivil toplum örgütleri ve nükleer karşıtı hareketler, hibakushaların mirasını yaşatmaya çalışıyor. Ancak bu çabalar, küresel ölçekte yeterli ilgiyi görmüyor. Genç kuşaklar, soğuk savaş döneminin korkularını deneyimlemediği için nükleer tehdidi soyut bir kavram olarak algılıyor. Bu da, nükleer silahların yıkıcı etkilerine dair toplumsal farkındalığın azalmasına yol açıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin güvenlik politikaları açısından dolaylı bir uyarı niteliği taşıyor. Türkiye, NATO'nun nükleer paylaşım düzenlemelerine ev sahipliği yapan bir ülke olarak, İncirlik'te bulunan ABD nükleer silahları nedeniyle bu tartışmanın merkezinde yer alıyor. Uluslararası toplumun nükleer silahlara karşı duyarsızlaşması, Türkiye gibi jeopolitik açıdan hassas bölgelerdeki güvenlik risklerini artırabilir. Ayrıca, Orta Doğu'da olası bir nükleer silahlanma yarışı, Türkiye'nin çevresindeki istikrarı doğrudan etkileyecek bir faktör olarak öne çıkıyor. Bu nedenle, Türkiye'nin nükleer silahsızlanma çabalarına destek vermesi ve bölgesel nükleer risklere karşı diplomatik girişimlerini sürdürmesi kritik önem taşıyor.