Demokratik Kongo Cumhuriyeti (DRC) ile Ruanda arasındaki gerilim, Doğu Kongo'da M23 isyancı grubunun geniş toprakları kontrol etmesiyle yeni bir boyut kazandı. Kinshasa ve Kigali, güvenlik ve egemenlik konularında derin görüş ayrılıklarını sürdürürken, Cenevre'de başlayan dolaylı görüşmelerin savaş döngüsünü kırıp kıramayacağı belirsizliğini koruyor. Birleşmiş Milletler ve bölgesel aktörlerin arabuluculuğuyla yürütülen müzakereler, yıllardır istikrarsız olan bölgede kalıcı bir çözüm umudu taşıyor.
Görüşmelerin Arka Planı ve M23 Kontrolü
M23 (23 Mart Hareketi), 2021'den bu yana Kuzey Kivu ve Güney Kivu eyaletlerinde geniş bir alanı ele geçirmiş durumda. Grup, özellikle Rutshuru, Masisi ve Nyiragongo bölgelerinde etkin. Birleşmiş Milletler uzman raporları, Ruanda'nın M23'e askeri destek sağladığını iddia ederken, Kigali bu suçlamaları reddediyor. Kongo hükümeti ise Ruanda'nın doğrudan müdahalesi olmadan M23'ün bu kadar güçlenemeyeceğini savunuyor.
Cenevre'deki görüşmeler, 2023 sonunda Angola'nın arabuluculuğuyla başlatılan ve ardından kesintiye uğrayan barış sürecinin devamı niteliğinde. Avrupa Birliği, ABD ve Çin gibi küresel aktörlerin yanı sıra Afrika Birliği ve Güney Afrika Kalkınma Topluluğu (SADC) da süreci yakından izliyor. Ancak taraflar arasındaki güvensizlik, müzakerelerin önündeki en büyük engel.
Kinshasa yönetimi, M23'ün Kongo ordusundan kaçan eski askerler ve Ruanda destekli unsurlardan oluştuğunu belirterek, örgütü terör listesine aldı. Ruanda ise Kongo'nun Demokratik Güçler (FDLR) adlı Hutu milislerini barındırdığını ve bunların Ruanda'ya yönelik tehdit oluşturduğunu öne sürüyor. Bu karşılıklı suçlamalar, 1994 Ruanda soykırımı sonrası bölgede yaşanan etnik gerilimlerin bir yansıması.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Doğu Kongo, zengin maden kaynaklarına (kobalt, koltan, altın) sahip olması nedeniyle küresel ekonomi için stratejik önem taşıyor. Bölgedeki istikrarsızlık, maden fiyatlarını ve tedarik zincirlerini olumsuz etkiliyor. Özellikle yeşil enerji dönüşümü için kritik olan kobaltın büyük bir kısmı bu bölgeden çıkarılıyor.
Ruanda, Doğu Afrika'nın ekonomik ve askeri açıdan güçlü aktörlerinden biri. Devlet Başkanı Paul Kagame yönetimindeki Ruanda, Batılı ülkelerle ilişkilerini dengede tutarken, bölgede nüfuzunu artırmaya çalışıyor. Kongo ise Devlet Başkanı Félix Tshisekedi liderliğinde uluslararası toplumdan destek arıyor. Tshisekedi, Ruanda'yı açıkça suçlayarak ikili görüşmeleri askıya almış durumda.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, bölgedeki şiddeti kınayan kararlar alsa da etkili bir yaptırım mekanizması devreye girmedi. MONUSCO (BM Kongo Misyonu) ise 2024'ten itibaren kademeli olarak çekiliyor; bu durum güvenlik boşluğu endişelerini artırıyor. Bölgede ayrıca Uganda ve Burundi gibi ülkelerin de çıkarları çatışıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Afrika'da ekonomik ve diplomatik varlığını son yıllarda artırdı. Kongo ve Ruanda ile ticaret ve yatırım anlaşmaları bulunan Türkiye, bölgedeki istikrarsızlıktan doğrudan etkilenebilir. Özellikle kobalt ve diğer maden kaynaklarına erişim, Türkiye'nin sanayi ve teknoloji hedefleri için kritik. Ayrıca Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) üzerinden yürütülen kalkınma projeleri, barış ortamına bağımlı. Cenevre görüşmelerinin başarısı, Türkiye'nin Afrika açılımı stratejisi ve bölgesel güvenlik dengeleri açısından yakından takip edilmeli.