ABD doları, teknik analizde olumsuz sinyal olarak kabul edilen 'ölüm kesişimi' (death cross) formasyonuna doğru ilerliyor. Bu durum, doların uzun vadeli değer kaybı beklentisini güçlendirirken, Başkan Donald Trump'ın zayıf dolar politikasını destekleyen bir gelişme olarak öne çıkıyor. Hazine Bakanı Scott Bessent'in piyasalara yönelik "Artık ev benim" açıklaması, ABD'nin para politikasında yeni bir dönemin habercisi olarak yorumlanıyor.
Teknik Göstergeler Ne Söylüyor?
Ölüm kesişimi, kısa vadeli hareketli ortalamanın (genellikle 50 günlük) uzun vadeli hareketli ortalamanın (200 günlük) altına düşmesiyle oluşur. Bu formasyon, dolar endeksinde (DXY) son haftalarda artan satış baskısıyla birlikte yeniden gündeme geldi. Dolar endeksi, 2024 yılı başından bu yana dalgalı bir seyir izlerken, son veriler ABD ekonomisinin beklenenden yavaşladığına işaret ediyor. Özellikle istihdam artışındaki yavaşlama ve enflasyonun hedefe yaklaşması, Fed'in faiz indirimlerine kapı aralayabilir. Bu da doların cazibesini azaltarak teknik göstergeleri aşağı yönlü baskılıyor.
Öte yandan, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent'in geçtiğimiz günlerde finans piyasalarına yaptığı "Artık ev benim" (I am the house now) açıklaması, Hazine'nin piyasa üzerindeki etkisini artıracağı sinyalini veriyor. Bessent, bu sözle hem tahvil piyasasında hem de döviz piyasasında daha aktif bir rol üstleneceğini ima ediyor. Bu açıklama, yatırımcılar tarafından ABD'nin maliye politikasında daha agresif bir duruş sergileyeceği şeklinde yorumlandı ve dolar üzerindeki aşağı yönlü baskıyı bir miktar hafifletti. Ancak teknik göstergeler hâlâ ölüm kesişimi ihtimalini canlı tutuyor.
Trump Yönetiminin Dolar Politikası
Başkan Donald Trump, seçim kampanyası döneminde ve göreve geldikten sonra sık sık güçlü doların Amerikan ihracatını zayıflattığını savundu. Trump, doların değer kazanmasının özellikle imalat sanayii ve tarım ürünleri ihracatçıları için rekabet dezavantajı yarattığını belirtmişti. Bu nedenle, doların değer kaybetmesi Trump yönetimi tarafından olumlu karşılanabilir. Zira zayıf dolar, ABD mallarını uluslararası piyasalarda daha ucuz hale getirerek ihracatı artırır ve ticaret açığını azaltmaya yardımcı olur. Ancak doların aşırı değer kaybı, ithalat maliyetlerini yükselterek enflasyonu yeniden tetikleyebilir ve Fed'in faiz politikasını zorlaştırabilir.
Trump'ın Hazine Bakanı olarak atadığı Scott Bessent, geçmişte doların değeri konusunda daha dengeli bir söylem kullanmıştı. Ancak son açıklamaları, yönetimin doların seyrine daha fazla müdahale edebileceği yönünde. Bessent'in "Artık ev benim" sözü, Hazine'nin döviz piyasasındaki rolünü artıracağı ve gerekirse doğrudan müdahalelerde bulunabileceği anlamına gelebilir. Bu durum, küresel piyasalarda belirsizliği artırırken, diğer merkez bankalarının da politikalarını gözden geçirmesine yol açabilir.
Küresel Piyasalara Olası Etkileri
Doların değer kaybı, gelişmekte olan ülke para birimleri için kısa vadede rahatlama sağlayabilir. Özellikle yüksek dolar borcu olan ülkeler, borç yükümlülüklerini yerine getirmede daha az zorlanır. Ancak uzun vadede doların istikrarsız seyri, küresel ticarette dalgalanmalara ve sermaye akışlarında ani değişimlere neden olabilir. Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve Çin Merkez Bankası (PBOC) gibi büyük merkez bankaları, doların değer kaybını yakından izleyerek kendi para birimlerinin rekabet gücünü korumak için adımlar atabilir.
Öte yandan, doların zayıflaması altın ve diğer emtia fiyatlarını destekleyebilir. Yatırımcılar, doların alternatifi olarak altına yönelebilir ve bu da altın fiyatlarını rekor seviyelere taşıyabilir. Benzer şekilde, petrol fiyatları da dolar cinsinden değerlendiği için zayıf dolar petrol fiyatlarını yukarı çekebilir. Ancak bu durum, enerji ithalatçısı ülkeler için maliyetleri artırabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Doların ölüm kesişimi sinyali, Türkiye ekonomisi için karışık bir tablo çiziyor. Zayıf dolar, Türkiye'nin döviz cinsinden borçlarının maliyetini düşürerek kısa vadede rahatlama sağlayabilir. Ancak doların değer kaybı, TL'nin nominal olarak değer kazanmasına yol açarak ihracatçıların rekabet gücünü zayıflatabilir. Türkiye'nin en büyük ihracat pazarı olan Avrupa'da euro/dolar paritesindeki değişim, Türk ihraç ürünlerinin fiyatını doğrudan etkiler. Ayrıca, küresel risk iştahındaki dalgalanmalar, Türkiye'ye yönelik portföy yatırımlarını olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) kur ve faiz politikasında temkinli olması, dış ticaret dengesi ve enflasyon hedefleri açısından kritik önem taşıyor.