Uganda ve Burundi'den üst düzey askeri yetkililer, geçtiğimiz hafta İsrail'i ziyaret ederek, ABD Başkanı Donald Trump'ın 'Barış Kurulu' olarak adlandırdığı plan çerçevesinde Gazze'de konuşlanacak uluslararası bir güvenlik gücüne katılımı görüştü. Yetkililere göre, bu ziyaret, kırılgan ateşkesin sürdürülmesi amacıyla Gazze'ye çok uluslu bir barış gücü yerleştirilmesini öngören ABD destekli planın somut adımlarından biri olarak değerlendiriliyor. 'Barış Kurulu' yetkilisi, bu görüşmelerin, bölgesel güvenlik mimarisinin yeniden şekillendirilmesi açısından kritik öneme sahip olduğunu belirtti.
Gelişmenin Arka Planı
Trump yönetiminin ortaya attığı 'Barış Kurulu' konsepti, Gazze'de kalıcı istikrarın sağlanması için uluslararası bir askeri varlığın gerekli olduğu fikrine dayanıyor. Bu kapsamda, Afrika ülkelerinin katılımı, hem maliyetlerin düşürülmesi hem de bölgesel meşruiyetin artırılması açısından stratejik bir hamle olarak görülüyor. Uganda ve Burundi'nin askeri olarak deneyimli birlikleri, daha önce Somali'deki Afrika Birliği misyonlarında görev almıştı. İsrail'de yapılan görüşmelerde, muhtemelen bu ülkelerin askeri kapasiteleri, lojistik ihtiyaçları ve görev kapsamı ele alındı.
Bu gelişme, İsrail ile bazı Afrika ülkeleri arasında giderek derinleşen askeri ve istihbarat işbirliğinin bir yansıması olarak da okunabilir. Uganda ve Burundi, son yıllarda İsrail ile güvenlik alanında yakın ilişkiler kurmuştu. 'Barış Kurulu' yetkilisi, bu ziyaretin olumlu geçtiğini ve iki ülkenin de katılıma sıcak baktığını ifade etti. Ancak, henüz resmi bir karar açıklanmadı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Gazze'ye uluslararası bir barış gücü konuşlandırılması fikri, tarihsel olarak hem İsrail hem de Filistin tarafında tartışmalı bir konu olmuştur. İsrail, egemenliğini kısıtlayacağı gerekçesiyle yabancı askeri varlığa sıcak bakmazken, Filistin tarafı ise uluslararası toplumun korumasını talep ediyor. Trump'ın planı, bu hassas dengeyi, çoğunluğu Müslüman ülke olmayan Afrikalı askerlerle kurmaya çalışarak aşmayı hedefliyor. Bu, İsrail'in güvenlik kaygılarını azaltmayı ve Filistin'e de uluslararası bir güvence vermeyi amaçlıyor.
Ancak, bu planın başarısı belirsizliklerle dolu. Birleşmiş Milletler zaten bölgede UNIFIL gibi barış gücü misyonları yürütüyor; yeni bir gücün yetki alanı, hukuki çerçevesi ve finansmanı netleştirilmiş değil. Ayrıca, Uganda ve Burundi'nin kendi iç çatışmaları ve insan hakları ihlalleri, uluslararası meşruiyetleri konusunda soru işaretleri yaratıyor. Buna karşın, ABD’nin girişimi, Orta Doğu'da yeni bir güvenlik mimarisi inşa etme çabalarının bir parçası olarak görülüyor ve Arap ülkelerinin de bu sürece dahil edilmesi bekleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Orta Doğu politikası açısından yakından izlenmesi gereken bir adım. Türkiye, Filistin davasının güçlü bir savunucusu olarak, Gazze'deki ateşkesin kalıcılığı için uluslararası topluma çağrılar yapıyor ve iki devletli çözümü destekliyor. Ancak, ABD'nin öncülük ettiği ve Afrika ülkelerini içeren bu girişimin, Türkiye'nin bölgedeki etkisini azaltma potansiyeli taşıdığı değerlendirilebilir. Anadolu Ajansı'nın da altını çizdiği gibi, Türkiye, Kudüs ve Mescid-i Aksa'nın statüsü konusunda hassasiyetini koruyor. Bu nedenle, Türk dış politikası, Gazze'deki güvenlik düzenlemelerinin, Filistin halkının meşru haklarını ve BM parametrelerini gözeten bir çerçevede şekillenmesi gerektiğini savunuyor. Aksi takdirde, bölgede yeni bir nüfuz mücadelesinin fitili ateşlenebilir. Türkiye, bu süreçte diplomatik temaslarını artırarak, bölgesel aktörlerle koordinasyon içinde hareket edeceğe benziyor.