Geçen yıl dünya genelinde doğa ve toprak savunucuları her üç günde bir cinayete kurban gitti. Ölümlerin %85'i Latin Amerika'da kaydedildi. Artan şiddet karşısında birçok yerel topluluk, kendini savunma birimleri oluşturarak yaşamlarını ve topraklarını korumaya çalışıyor.
Doğa Savunucularına Yönelik Şiddet Alarm Veriyor
Uluslararası bir rapora göre, 2025 yılında ormanları, nehirleri ve topraklarını korumaya çalışan 122 kişi öldürüldü. Bu, neredeyse her üç günde bir cinayet anlamına geliyor. Kurbanların büyük çoğunluğu, madencilik, tarım, enerji ve altyapı projelerine karşı çıkan yerli halklar ve küçük çiftçilerden oluşuyor. Özellikle Latin Amerika, dünyada doğa savunucuları için en tehlikeli bölge olmaya devam ediyor. Kolombiya, Brezilya, Meksika, Honduras ve Guatemala gibi ülkelerde ölümler yoğunlaşıyor.
Cinayetlerin büyük bölümü cezasız kalıyor. Yerel yönetimlerin ve kolluk kuvvetlerinin ya yetersiz kaldığı ya da faillere göz yumduğu belirtiliyor. Bu durum, toplulukları kendi güvenliklerini sağlamak için harekete geçmeye itiyor. Son aylarda Amazon havzasında, Orta Amerika'da ve And ülkelerinde onlarca topluluk, gönüllü koruma ekipleri kurdu. Bu birimler, orman yangınlarını izlemek, yasadışı ağaç kesimini engellemek ve saldırganlara karşı erken uyarı sistemleri oluşturmak gibi görevler üstleniyor.
Ancak bu öz savunma grupları da ciddi risklerle karşı karşıya. Silahlı çeteler, özel güvenlik şirketleri ve büyük arazi sahipleriyle karşı karşıya gelen topluluk üyeleri, hem fiziksel saldırılara hem de yasal baskılara maruz kalıyor. Bazı ülkelerde hükümetler, bu tür oluşumları "yasadışı silahlı grup" ilan ederek üyelerini tutukluyor.
Küresel Boyut: İklim Krizi ve Kaynak Sömürüsü
Doğa savunucularına yönelik şiddet, yalnızca bireysel bir güvenlik sorunu değil; aynı zamanda küresel iklim ve biyoçeşitlilik krizinin bir sonucu. Dünya genelinde artan gıda, enerji ve maden talebi, ormanların yok edilmesini ve nehirlerin kirletilmesini hızlandırıyor. Şirketler ve hükümetler, kâr uğruna yerel hakları ihlal ederken, bu mücadelede hayatını kaybedenlerin sayısı her yıl artıyor.
Birleşmiş Milletler ve uluslararası insan hakları örgütleri, Latin Amerika hükümetlerine acil çağrıda bulunarak, savunucuların korunması için etkili önlemler alınmasını talep ediyor. Ancak bugüne kadar somut bir ilerleme sağlanamadı. Aksine, bazı ülkelerde çevre koruma yasaları zayıflatılıyor, yerli hakları tanıyan düzenlemeler geri çekiliyor.
Öte yandan, doğa savunucularının direnişi uluslararası alanda da yankı buluyor. Avrupa ve Kuzey Amerika'da sivil toplum kuruluşları, bu mücadeleye destek kampanyaları düzenliyor. Ancak yerel düzeyde yaşanan şiddet, küresel iklim hedeflerini de tehdit ediyor; çünkü ormanların korunması, iklim değişikliğiyle mücadelenin kilit unsuru.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, son yıllarda artan enerji ve madencilik projeleriyle doğa tahribatı ve yerel halkın direnişiyle gündeme geliyor. Özellikle Karadeniz'de HES projeleri, Akdeniz'de madencilik faaliyetleri ve orman yangınları sonrası yaşanan hak ihlalleri, ülke içinde benzer gerginliklere yol açıyor. Bu haber, Türkiye'nin de benzer bir risk taşıdığını gösteriyor: Doğa savunucularına yönelik baskılar, uluslararası itibarı zedeleyebilir ve yatırım ortamını olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, Latin Amerika'daki bu tür olaylar, küresel iklim müzakerelerinde Türkiye'nin pozisyonunu dolaylı olarak etkiliyor; çünkü dünya genelinde artan çevre aktivizmi, Türkiye'nin enerji ve kalkınma politikalarını da sorgulatıyor.