Dört yıl önce ülkeler, doğa kaybını durdurmak için tarihi bir anlaşmaya imza attı. Ancak bugün, anlaşmanın tek bir hedefine bile ulaşılamadı. COP17 müzakereleri için bir araya gelen delegeler, önceki zirvelerde verilen taahhütleri onurlandırmanın yollarını arıyor. Baskı, özellikle zengin ülkelerin finansal taahhütlerini yerine getirmemesi üzerinde yoğunlaşıyor.
Anlaşmanın arka planı ve eksik kalan hedefler
2022 yılında kabul edilen Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi, 2030 yılına kadar dünyanın %30'unu koruma altına almayı, yok olma tehlikesi altındaki türlerin kurtarılmasını ve biyoçeşitlilik kaybını tersine çevirmeyi amaçlıyordu. Ancak o zamandan bu yana, ülkelerin çoğu ulusal stratejilerini bile sunmadı. Bilim insanları, mevcut politikaların devam etmesi halinde 2030 hedeflerine ulaşmanın imkansız olduğu konusunda uyarıyor.
COP17, bu eksiklikleri gidermek için kritik bir fırsat olarak görülüyor. Ancak müzakereler, finansman, izleme ve hesap verebilirlik konularında tıkanmış durumda. Gelişmekte olan ülkeler, biyoçeşitliliği korumak için gereken fonun sağlanmadığını belirtirken, gelişmiş ülkeler yeni taahhütlerden kaçınıyor.
Özellikle 2020 sonrası küresel biyoçeşitlilik çerçevesinin finansal mekanizması, yıllık 200 milyar dolarlık bir kaynağın harekete geçirilmesini öngörüyor. Ancak bugüne kadar bu miktarın çok altında bir fon sağlandı. Sivil toplum kuruluşları, zengin ülkelerin sorumluluktan kaçtığını ve doğa koruma çabalarının kağıt üzerinde kaldığını vurguluyor.
Küresel boyut ve gelecek perspektifi
Biyoçeşitlilik kaybı, iklim değişikliğiyle birlikte gezegenin karşı karşıya olduğu en büyük çevresel tehditlerden biri. Ormanların yok olması, mercan resiflerinin ağarması ve türlerin yok oluşu, sadece ekosistemleri değil, aynı zamanda insan ekonomilerini ve gıda güvenliğini de tehdit ediyor. COP17'de alınacak kararlar, önümüzdeki on yılın doğa koruma politikalarını şekillendirecek.
Müzakerelerde öne çıkan bir diğer konu da, biyoçeşitlilik verilerinin toplanması ve paylaşılması. Birçok ülke, hangi alanların korunduğuna dair güvenilir veri sunamıyor. Bu da ilerlemenin ölçülmesini zorlaştırıyor. COP17'de, ülkelerin düzenli raporlama yapmasını zorunlu kılan bir mekanizma üzerinde anlaşılması bekleniyor.
Öte yandan, genç aktivistler ve yerel topluluklar, karar alma süreçlerine daha fazla dahil edilmek istiyor. Yerlilerin ve yerel halkın doğa korumadaki rolü, son yıllarda daha fazla kabul görse de, fon ve yetki paylaşımı konusunda hâlâ sıkıntılar var.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, biyoçeşitlilik açısından zengin bir ülke olmasına rağmen, COP17 sürecinde daha aktif bir rol alması bekleniyor. Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi'ne uyum sağlamak için ulusal stratejisini güncellemesi ve koruma alanlarını genişletmesi gerekiyor. Ayrıca, iklim finansmanı mekanizmalarından yararlanarak doğa koruma projelerini finanse edebilir. Türkiye'nin, özellikle Akdeniz ekosistemlerinin korunması ve kuraklıkla mücadele konusunda bölgesel işbirliklerine öncülük etmesi, hem çevresel hem de diplomatik açıdan önemli bir fırsat sunuyor. Ancak iç politika ve ekonomik öncelikler, çevre taahhütlerinin geri planda kalmasına yol açabilir.