ABD İç Güvenlik Bakanlığı (DHS), Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) biriminin ülke genelindeki 'sığınak şehirlerde' operasyonlarını yoğunlaştırdığını açıkladı. DHS, bu hamlenin Trump yönetiminin göçmenlere yönelik süregelen baskı politikasının bir parçası olduğunu belirtti. Operasyonların, yerel yönetimlerin göçmenlik konusunda federal yetkililerle işbirliği yapmayı reddettiği şehirlerde yoğunlaşacağı ifade edildi. İlk etapta New York, Chicago, San Francisco, Los Angeles ve Denver gibi kentlerin hedef alındığı öğrenildi. DHS yetkilileri, operasyonların 'yasadışı göçü caydırmak' amacıyla yürütüldüğünü savunurken, göçmen hakları savunucuları uygulamanın ayrımcılık ve keyfiliğe yol açtığını belirtiyor.
Sığınak Şehir Uygulaması Nedir?
'Sığınak şehir' (sanctuary city) kavramı, ABD'de yerel yönetimlerin, federal göçmenlik makamlarıyla tam işbirliği yapmayı sınırlayan politikalar benimsediği kentleri tanımlar. Bu şehirler, genellikle belediye kaynaklarının göçmenlik yasalarının uygulanmasında kullanılmasını kısıtlar veya federal göçmenlik sorgulamalarında yerel polisin aktif rol almasını engeller. Uygulama, 1980'lerden bu yana çeşitli şehirlerde farklı biçimlerde hayata geçirildi. Trump yönetimi ise bu politikalara karşı sert bir tutum sergileyerek, sığınak şehirlere federal fonları kesme tehdidinde bulunmuştu.
DHS'nin son açıklaması, ICE'nin bu şehirlerde daha görünür ve agresif operasyonlar düzenleyeceğini gösteriyor. Bakanlık, operasyonların 'suçlu yabancıları' hedef aldığını öne sürse de, gözlemciler uygulamanın geniş kapsamlı göçmen topluluklarını korku altına aldığını vurguluyor. ICE yetkilileri, operasyonların yasal dayanağının federal göçmenlik yasaları olduğunu ve yerel yönetimlerin işbirliği yapmamasının bu tür hedefli operasyonları zorunlu kıldığını belirtiyor.
Operasyonların Kapsamı ve Tepkiler
DHS'nin duyurusuna göre, operasyonlar ülke çapında eşzamanlı olarak yürütülecek ve özellikle büyük metropollerde yoğunlaşacak. ICE ekiplerinin, işyeri baskınları, mahkeme binaları çevresinde gözaltılar ve toplu sınır dışı işlemlerini hızlandırması bekleniyor. Göçmen hakları örgütleri, bu tür operasyonların anayasal hak ihlallerine yol açabileceği uyarısında bulunuyor. Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği (ACLU), daha önce benzer uygulamalara karşı davalar açmış ve bazı eyaletlerde federal mahkemelerin operasyonları durdurduğu görülmüştü. Ancak Trump yönetimi, yargı kararlarına rağmen politikasında ısrarcı.
Yerel yönetimlerden henüz resmi bir açıklama gelmedi; ancak sığınak şehir statüsündeki belediyelerin, federal yetkililerle işbirliğini daha da kısıtlayabileceği ve hukuki mücadele başlatabileceği belirtiliyor. New York Belediye Başkanı Bill de Blasio döneminde başlatılan ve halefi Eric Adams tarafından da sürdürülen politikalar, şehrin göçmenlere kucak açmaya devam edeceğini gösteriyor. Chicago ve San Francisco gibi şehirler de benzer tutumlarını yineleyebilir.
Trump Yönetiminin Göçmenlik Politikaları
Trump yönetimi, göreve geldiği ilk günden bu yana göçmenlik konusunda sert politikalar izliyor. Müslüman ülkelere yönelik seyahat yasağı, sınır duvarı inşası, mülteci kabul kotasının düşürülmesi ve aile ayrımı uygulamaları bu politikaların başlıcaları arasında. Son olarak DHS'nin sığınak şehir operasyonları, yönetimin göçmen karşıtı duruşunu bir kez daha pekiştiriyor. 2020 seçimlerine doğru giden süreçte, göçmenlik konusunun Cumhuriyetçi seçmen tabanını konsolide etmek için kullanıldığı yorumları yapılıyor.
Öte yandan, pandemi döneminde getirilen sağlık gerekçeli sınır dışı etme yetkisi (Title 42) halen yürürlükte ve bu da ICE'nin operasyon kapasitesini artırıyor. DHS, son duyurusunda Title 42'ye atıf yapmasa da, operasyonların bu yetki çerçevesinde genişletilebileceği değerlendiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki sığınak şehir operasyonları, doğrudan Türkiye'yi hedef almasa da, küresel göçmenlik politikaları ve insan hakları açısından önemli yansımalar taşıyor. Türkiye, dünyada en fazla mülteci barındıran ülke konumunda ve ABD'nin sert göçmenlik uygulamaları, uluslararası mülteci koruma rejimine yönelik baskıları artırabilir. Ayrıca, Türk vatandaşlarının ABD'ye seyahat ve vize işlemlerinde olası zorluklarla karşılaşması riski bulunuyor. Türkiye'nin, göçmenlik konusundaki tutumunu uluslararası platformlarda savunmaya devam etmesi ve olası insan hakları ihlallerine karşı sesini yükseltmesi bekleniyor. İki ülke arasındaki göçmenlik diyaloğu, bu tür gelişmelerle daha da karmaşık hale gelebilir.