İran Devrim Muhafızları (IRGC), 1 Ekim 2024 gecesi İsrail hedeflerine yönelik gerçekleştirdiği misilleme amaçlı balistik füze saldırılarının görüntülerini yayınladı. Yayınlanan videoda, İran’ın batısındaki fırlatma rampalarından birden fazla füzenin eş zamanlı olarak ateşlendiği anlar yer alıyor. IRGC, bu saldırının, İsrail’in Gazze ve Lübnan’daki askeri operasyonlarına ve İranlı üst düzey askeri yetkililere yönelik suikastlara bir yanıt olduğunu açıkladı. Saldırıda çoğunluğu Hipersonik Fattah füzeleri olmak üzere yüzlerce füze kullanıldığı ve İsrail’in hava savunma sistemlerinin aşıldığı iddia ediliyor.
Gelişmenin arka planı
İran’ın bu misilleme operasyonu, bölgedeki tansiyonun zirve yaptığı bir dönemde gerçekleşti. İsrail’in Gazze’deki Hamas hedeflerine yönelik saldırıları ve Lübnan’da Hizbullah’a karşı artan operasyonları, Tahran yönetimini harekete geçirdi. Özellikle, İran Devrim Muhafızları’na bağlı üst düzey bir komutanın Şam’da düzenlenen bir suikastta öldürülmesi, İran’ın doğrudan askeri müdahale kararını hızlandırdı.
IRGC’nin yayınladığı görüntüler, operasyonun kapsamı ve teknik detayları hakkında önemli ipuçları veriyor. Videoda, Fattah-1 ve Şahab-3 gibi balistik füzelerin yanı sıra yeni nesil seyir füzelerinin de kullanıldığı görülüyor. İran medyası, saldırının İsrail’in hava savunma sistemlerini aşmayı başardığını ve bazı hedeflerin vurulduğunu iddia ediyor. Ancak bağımsız kaynaklar, İsrail’in Demir Kubbe ve Arrow sistemlerinin füzelerin büyük bir kısmını imha ettiğini, sadece sınırlı hasar oluştuğunu bildiriyor.
İsrail yönetimi ise saldırıyı kınarken, orantılı bir yanıt vereceğini açıkladı. Başbakan Binyamin Netanyahu, İran’ın bu eyleminin savaşın eşiğinde olduklarını gösterdiğini söyledi. ABD ve Avrupa Birliği, tarafları itidal çağrısı yaparken, bölgesel bir savaşın önlenmesi için diplomatik çabaların yoğunlaştırılması gerektiğini vurguluyor.
Bölgesel ve küresel boyut
İran-İsrail çatışmasının doğrudan askeri boyuta taşınması, tüm Ortadoğu’da ciddi bir güvenlik krizine yol açma potansiyeli taşıyor. İran’ın bu misillemesi, uzun süredir vekalet savaşları üzerinden yürüyen gerilimin artık taraflar arasında doğrudan çatışmaya dönüştüğünün en somut göstergesi. Bölge ülkeleri, özellikle Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, endişelerini dile getirirken, taraflar arasında arabuluculuk çabalarını hızlandırdı.
Küresel enerji piyasaları da bu gelişmelerden doğrudan etkilendi. Hürmüz Boğazı’nın güvenliğine ilişkin endişeler, petrol fiyatlarının bir anda yükselmesine neden oldu. Brent petrolün varil fiyatı 90 doların üzerine çıkarak son 6 ayın en yüksek seviyesine ulaştı. Uzmanlar, çatışmanın yayılması halinde fiyatların 100 doları aşabileceği uyarısında bulunuyor. Ayrıca, doğalgaz arzı ve deniz ticareti yollarının güvenliği konusunda da risklerin arttığı belirtiliyor.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, olağanüstü toplantıda durumu değerlendirdi. ABD ve Fransa, İran’a yeni yaptırımlar getirilmesini savunurken, Rusya ve Çin ise tarafları sağduyuya davet eden bir bildiri yayınladı. Uluslararası toplum, bölgesel savaşın yıkıcı sonuçlarına dikkat çekerek, tansiyonun düşürülmesi için acil adımlar atılması çağrısı yapıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran-İsrail arasındaki bu doğrudan çatışma, Türkiye’nin güvenliği ve dış politikası açısından kritik bir dönemeçtir. Türkiye, hem İran hem de İsrail ile tarihsel ve stratejik ilişkilere sahip olup, bölgesel bir savaşın yayılması halinde doğrudan etkilenecektir. Özellikle sınır komşusu olan İran’daki istikrarsızlık, göç ve terör riskini artırabilir. Ayrıca, Kafkasya ve Orta Doğu’daki güç dengelerinin değişmesi, Türkiye’nin bölgesel liderlik hedeflerini zorlayabilir. Ekonomik olarak ise enerji fiyatlarındaki artış enflasyonist baskıyı daha da derinleştirecektir. Bu nedenle Türkiye, taraflar arasında diyaloğu teşvik eden ve çatışmanın yayılmasını engellemeye yönelik diplomatik girişimlerini sürdürmelidir.