Bu yaz, dünyanın iki farklı köşesinde iki büyük deprem meydana geldi: biri Karayipler'in güneyinde, diğeri Pasifik Ateş Çemberi'nde. Venezuela ve Japonya, sarsıntıların şiddetiyle sarsılırken, kriz yönetimindeki yaklaşımları birbirinden keskin çizgilerle ayrıldı. Bu fark sadece maddi kaynaklarla açıklanamayacak kadar derindi. Bir yanda ekonomik çöküntü ve siyasi kaosun içinde yardıma muhtaç binlerce insan, diğer yanda onlarca yıllık afet hazırlığı ve toplumsal dayanıklılığın sonucu olan hızlı ve koordineli bir müdahale. İki ülkenin deprem sonrası tablosu, doğal afetlerin ülkelerin kırılganlığını nasıl ortaya çıkardığını ve bu kırılganlığın sadece gelir seviyesiyle ilgili olmadığını gözler önüne seriyor.
Gelişmenin Arka Planı: İki Farklı Deprem, İki Farklı Toplum
Venezuela, Ağustos ayında ülkenin kuzeydoğusunda 6.9 büyüklüğünde bir depremle sarsıldı. Sarsıntı başkent Karakas'tan da hissedildi; binalar sallandı, panik sokaklara taştı. Resmi rakamlara göre ilk belirlemelere göre en az üç kişi hayatını kaybetti, onlarca kişi yaralandı. Ancak ülkedeki yıllardır süren ekonomik kriz, hiperenflasyon ve kronik ilaç kıtlığı nedeniyle sağlık sisteminin durumu, kayıpların gerçek boyutunun gizlenmiş olabileceği endişelerini artırdı. Deprem, ülkenin zaten ağır yük altındaki altyapısını daha da kırılgan hale getirdi; birçok bölgede elektrik ve su kesintileri yaşandı, hasarlı yollar yardım ekiplerinin ulaşımını zorlaştırdı.
Japonya ise aynı dönemde, başkent Tokyo'nun kuzeyindeki Miyagi bölgesinde 7.1 büyüklüğünde bir depremle karşı karşıya kaldı. 2011'deki Büyük Doğu Japonya Depremi'ni hatırlatan bu sarsıntı, tsunami uyarılarını tetikledi; ancak kısa süre sonra uyarılar geri çekildi. İlk belirlemelere göre can kaybı olmadı, yaralı sayısı oldukça sınırlıydı. Deprem, yüksek hızlı trenleri otomatik olarak durdurdu, fabrikalarda üretim geçici olarak askıya alındı ve nükleer tesislerde herhangi bir anormallik bildirilmedi. Japon halkının eğitimli ve disiplinli yaklaşımı, binaların dayanıklılığı ve hükümetin anında devreye giren kriz masası, kayıpları en aza indirmede belirleyici oldu.
Bu iki tablo, depremlerin yol açtığı yıkımın aslında bir ülkenin genel kırılganlık seviyesinin bir göstergesi olduğunu ortaya koyuyor. Bir ülkenin sadece milli geliri değil, kurumlarının etkinliği, toplumsal bilinç düzeyi ve siyasi istikrarı da bu tür doğal afetlerin sonuçlarını belirleyen temel etkenler arasında.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Afet Yönetiminde Devlet Kapasitesi
Venezuela'daki durum, ülkenin son yıllarda yaşadığı göç dalgası ve insani krize yeniden dikkat çekti. Deprem bölgelerinde yaşayanların, zaten yetersiz olan sağlık hizmetlerine erişimi daha da güçleşti. Uluslararası yardım çağrıları yapıldı, ancak siyasi kriz ve diplomatik izolasyon yardım ulaştırılmasını engelledi. Birleşmiş Milletler ve komşu ülkeler, Venezuela'ya insani yardım göndermek için girişimlerde bulundu; fakat hükümetin uluslararası yardımı reddetme veya geciktirme eğilimi, krizin derinleşmesine yol açtı. Bu durum, doğal afetlerin ülkeleri sadece fiziksel olarak değil, aynı zamanda siyasi olarak da sınadığını gösteriyor.
Japonya'daki deprem ise küresel ekonomide yeni bir tedarik zinciri riski tablosunu gündeme getirdi. Dünyanın önde gelen teknoloji ve otomotiv üreticilerinin yoğunlaştığı bu bölgede yaşanan sarsıntı, kısa süreli üretim duraklamalarına neden oldu ve dünya çapında hisse senedi piyasalarında hafif dalgalanmalara yol açtı. Ancak Japonya'nın depreme dayanıklı mühendislik standartları, hızlı uyarı sistemleri ve kamuoyunun bilinçli davranışı sayesinde kayıpların sınırlı kalması, diğer ülkeler için bir model olarak öne çıkıyor. Uzmanlar, depremlerin kaçınılmaz olduğunu ancak etkilerinin iyi yönetimle azaltılabileceğini, Venezuela ve Japonya örneklerinin bu gerçeği bir kez daha doğruladığını belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, bulunduğu coğrafya itibarıyla deprem gerçeğiyle her zaman yüzleşmek zorunda olan bir ülke. 6 Şubat 2023'teki Kahramanmaraş merkezli depremlerde yaşananlar, afet yönetimindeki eksikliklerin ne kadar büyük sonuçlar doğurabileceğini gösterdi. Venezuela ve Japonya arasındaki bu karşılaştırma, Türkiye için de önemli dersler içeriyor. Bir ülkenin ekonomik durumu ne olursa olsun, etkili bir afet yönetimi için gereken şey; güçlü kurumlar, şeffaf yönetim ve toplumsal dayanıklılıktır. Türkiye'nin kendi afet hazırlık sistemini güçlendirmesi, imar mevzuatını etkin şekilde uygulaması ve toplumu bilinçlendirmesi, benzer felaketlerin etkisini azaltmada hayati önem taşıyor. Ayrıca, uluslararası yardım mekanizmalarının siyasi çekişmelerden bağımsız ve hızlı işlemesi için diplomatik girişimler sürdürülmelidir.