Her gün trilyonlarca dolarlık mal, petrol ve doğalgaz ile dünya internet trafiğinin %99'u, hiçbir devletin koruması altında olmayan deniz altı boru hatları ve kabloları üzerinden hareket ediyor. Süper güçler ve çok uluslu şirketler bu stratejik altyapıyı kontrol etmek için kıyasıya bir mücadele veriyor. 2024 Noel Günü'nde meydana gelen ve Baltık Denizi'ndeki enerji hatlarını hedef alan şüpheli sabotaj olayı, bu görünmez savaşın ne kadar gerçek olduğunu gözler önüne serdi.
Görünmez Altyapının Stratejik Önemi
Deniz altı kabloları, modern ekonominin can damarı. Uluslararası veri akışının neredeyse tamamı bu fiber optik hatlar üzerinden sağlanıyor. Aynı şekilde, enerji arz güvenliği de deniz altı boru hatlarına bağlı. Kuzey Akım, TürkAkım, Mavi Akım gibi projeler, doğalgazın kıtalar arası taşınmasında kritik rol oynuyor.
Ancak bu altyapının korunması son derece zor. Açık denizlerde, uluslararası hukukun boşluklarından yararlanan aktörler, bu hatlara zarar vererek ekonomik ve siyasi baskı oluşturabiliyor. Son yıllarda artan sabotaj vakaları, devlet destekli aktörlerin ve paralı askerlerin bu alanda aktif olduğunu gösteriyor.
Yeni Bir Vahşi Batı mı?
Deniz altı dünyası, 19. yüzyılın vahşi batısını andırıyor: Merkezi bir otorite yok, kurallar belirsiz ve güçlü olan kazanıyor. Büyük güçler, kendi enerji güvenliklerini sağlamak ve rakiplerinin iletişimini kesmek için deniz altı operasyonlarına yatırım yapıyor. ABD, Rusya, Çin ve Avrupa ülkeleri, deniz altı casusluk ve sabotaj yeteneklerini geliştiriyor.
Öte yandan, özel şirketler de bu alanda söz sahibi. Google, Meta, Amazon gibi teknoloji devleri, kendi veri kablolarını döşeyerek devletlerden bağımsız hareket ediyor. Bu durum, devletlerin kontrolünü azaltırken, özel sektörün jeopolitik etkisini artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, jeopolitik konumu itibarıyla deniz altı enerji hatlarının kesişim noktasında yer alıyor. TürkAkım ve Mavi Akım gibi projeler, Türkiye'yi Avrupa'nın enerji güvenliği için vazgeçilmez kılıyor. Ancak bu durum, Türkiye'yi aynı zamanda sabotaj ve casusluk faaliyetlerine karşı savunmasız bırakıyor. Doğu Akdeniz'deki enerji rekabeti ve Kıbrıs çevresindeki gerilim, deniz altı kaynaklarının ne kadar kritik olduğunu gösteriyor. Türkiye, deniz altı altyapısının güvenliği için hem NATO hem de kendi ulusal yeteneklerini güçlendirmeli. Ayrıca, Karadeniz'deki Rus gazına bağımlılığı azaltmak için alternatif güzergahlar üzerinde çalışmalı. Deniz altı savaş yetenekleri, Türk donanması için öncelikli alan haline gelmeli.
Sonuç olarak, deniz altı dünyası, 21. yüzyılın en önemli jeopolitik mücadele alanlarından biri. Türkiye'nin bu alandaki gelişmeleri yakından takip etmesi ve stratejik adımlar atması gerekiyor.