Afganistan'da Taliban'ın yeniden iktidara gelmesinin üzerinden geçen süre, Batılı demokrasilerin bu gerçekle yüzleşme biçimini yeniden gözden geçirmelerini zorunlu kılıyor. The Economist'in son sayısındaki seçki makalesinde, uluslararası toplumun Taliban yönetimini resmi olarak tanımamakta ısrar etmesinin, ülkede derinleşen insani felaketi ve bölgesel istikrarsızlığı daha da kötüleştirdiği savunuluyor. Makale, demokrasilerin ideolojik kaygıları bir kenara bırakıp pragmatik bir yaklaşımla Taliban'la angajmana geçmesi gerektiğini, aksi takdirde Afganistan'ın uluslararası terörizm için yeniden üs haline gelme riskinin arttığını belirtiyor.
Afganistan'da Yeni Gerçeklik ve Batı'nın Çıkmazı
Taliban'ın Ağustos 2021'de Kabil'i ele geçirmesiyle sonuçlanan kaotik çekilme, Batılı ülkeleri hem askeri hem de diplomatik açıdan zor bir duruma soktu. Yirmi yıllık müdahale ve milyarlarca dolarlık yardıma rağmen ülke, Taliban'ın hızlı ilerleyişini durduramadı. Afganistan'ı yirmi yıl boyunca yöneten Batı yanlısı hükümet, ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Bu durum, Batı'nın demokrasi inşa etme çabalarının başarısızlığı olarak yorumlandı.
Taliban yönetimi ise uluslararası toplum tarafından tanınmama sorunuyla karşı karşıya. Hiçbir ülke Taliban hükümetini resmi olarak tanımıyor. Bu izolasyon, ülkenin zaten kırılgan olan ekonomisini felç etti. Afganistan'ın mali varlıklarının dondurulması, uluslararası yardımların kesilmesi ve bankacılık sisteminin çökmesi, ülkede ciddi bir insani krize yol açtı. Birleşmiş Milletler verilerine göre, Afgan nüfusunun yaklaşık üçte ikisi insani yardıma muhtaç durumda ve milyonlarca insan açlık sınırında yaşıyor.
Ekonomik çöküşün yanı sıra, Taliban'ın kısıtlayıcı politikaları, özellikle kadınların çalışma ve eğitim haklarının kısıtlanması, insan hakları örgütleri ve Batılı hükümetler tarafından şiddetle eleştiriliyor. Ancak The Economist makalesi, aşırı baskıcı koşullar altında bile, toplumsal gerilimlerin diyalog yoluyla azaltılabileceğine dikkat çekiyor. Katı ideolojik çizgisinde bile kırılmalar yaşayan Taliban'ın, uluslararası baskı ve meşruiyet arayışı nedeniyle bazı taleplere esneklik gösterebileceği ifade ediliyor.
Bölgesel Güçler ve Küresel Etkiler
Afganistan'daki istikrarsızlık, yalnızca Afgan halkını etkilemekle kalmıyor; bölgesel güvenliği ve küresel çıkarları da tehdit ediyor. Ülkenin coğrafi konumu, onu Orta Asya, Güney Asya ve Orta Doğu arasında bir kavşak noktası yapıyor. Taliban rejiminin şu anda resmi olarak fiili iktidarı elinde tutmasına rağmen, güvenlik güçleri kara para aklama, uyuşturucu kaçakçılığı ve insan kaçakçılığı gibi organize suçlarla mücadelede yetersiz kalıyor. DEAŞ-Horasan (ISIS-K) gibi aşırılıkçı gruplar, Afganistan topraklarında hâlâ aktif ve saldırılarını sürdürüyor. Bu durum, Afganistan'ın uluslararası terörizmin yeniden üreme merkezi olma riskini artırıyor.
Çin ve Rusya gibi büyük güçler, Afganistan'da pragmatik bir yaklaşım benimseyerek Taliban ile gayri resmi düzeyde ilişkilerini sürdürüyor ve ekonomik çıkarlarını korumaya çalışıyor. Özellikle Çin, ülkenin zengin maden kaynaklarına göz dikmiş durumda ve Taliban ile ticari anlaşmalar imzalamış durumda. Batı'nın bu oyundan geri kalması, bölgede nüfuzunu kaybetmesine yol açabilir. Bu bağlamda, The Economist'in önerdiği gibi demokratik ülkelerin, insani koşulların iyileştirilmesi ve insan hakları alanında ilerleme kaydedilmesi koşuluyla, Taliban ile kademeli bir diyalog başlatması gerektiği ifade ediliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme Türkiye'yi yakından ilgilendiriyor. Türkiye, Afganistan'da tarihi ve kültürel bağları olan önemli bir ülke olarak, bölgede istikrarın sağlanmasında kilit roller üstlenebilir. Türkiye'nin Kabil'deki büyükelçiliği, Batılı ülkelerin çoğunun aksine faaliyetlerini sürdürüyor ve Ankara, Taliban yönetimiyle diplomatik temaslarını kesmemiş durumda. Bu durum, Türkiye'yi Batı ile Taliban arasında bir köprü konumuna getirebilir. Ayrıca Türkiye, Afganistan'daki insani yardımların ulaştırılmasında önemli bir aracı ülke haline gelebilir. Ancak Ankara'nın bu süreçte dikkatli bir denge politikası izlemesi, hem Batılı müttefiklerinin hassasiyetlerini hem de Taliban'ın beklentilerini gözetmesi gerekiyor. Bölgesel güvenlik açısından da Afganistan'daki istikrarsızlık, Türkiye'ye yönelik potansiyel göç dalgaları ve terör tehditleri açısından risk oluşturuyor. Dolayısıyla Türkiye, Taliban'la diyalog sürecinde proaktif bir rol üstlenerek hem ulusal çıkarlarını koruyabilir hem de uluslararası topluma katkı sağlayabilir.