İngiltere'nin Avrupa Birliği'nden ayrılma sürecine giden yolda kritik bir dönemece ışık tutan yeni bir iddia, dönemin başbakanı David Cameron'ın, Brexit referandumu öncesinde Boris Johnson'a, ayrılık kampanyasını desteklememesi halinde üst düzey bir kabine görevi teklif ettiğini ortaya koydu. BBC tarafından hazırlanan bir belgeselde konuşan eski başbakan Boris Johnson, 2016 yılının başlarında Cameron ile tenis oynadığını ve bu görüşmede başbakanın kendisine AB referandumunda 'kal' kampanyasını desteklemesi karşılığında Dışişleri Bakanlığı ya da benzer bir üst düzey pozisyon önerdiğini söyledi. Johnson, bu teklifi kabul etmediğini ve Brexit'i savunmaya devam ettiğini belirtti. Görüşme, Cameron'ın referandum tarihini açıklamasından kısa bir süre önce gerçekleşti.
Gelişmenin arka planı
O dönem Londra Belediye Başkanı olan Boris Johnson, Muhafazakar Parti içinde AB karşıtı kanadın en önemli figürlerinden biriydi. Cameron ise AB'de kalınmasını savunuyordu, ancak partisindeki bölünmeyi kontrol altına almakta zorlanıyordu. Johnson'ın Leave kampanyasına liderlik etmesi, Cameron için büyük bir tehdit oluşturuyordu. BBC belgeselinde Johnson, tenis maçı sırasında Cameron'ın kendisine "Eğer kal kampanyasını desteklersen, sana istediğin herhangi bir kabine görevini verebilirim" dediğini aktardı. Johnson bu teklifi reddettiğini ve Cameron'a "Ben senin başbakan olmanı istemiyorum, ben başbakan olmak istiyorum" yanıtını verdiğini söyledi.
Referandum 23 Haziran 2016'da yapıldı ve %51.9 oyla Brexit kararı çıktı. Cameron aynı gün istifa edeceğini açıkladı. Johnson ise daha sonra başbakan oldu. Bu iddialar, o dönemdeki siyasi manevraları ve Muhafazakar Parti içindeki derin çatlakları gözler önüne seriyor.
Bölgesel veya küresel boyut
Brexit kararı, sadece Birleşik Krallık'ın değil, tüm Avrupa'nın siyasi ve ekonomik dengelerini değiştirdi. AB'nin en büyük ikinci ekonomisinin ayrılması, birliğin geleceğine dair tartışmaları yeniden alevlendirdi. Fransa, Hollanda ve İtalya gibi ülkelerde benzer ayrılıkçı hareketler güç kazandı. Ayrıca, Brexit sonrası Kuzey İrlanda protokolü, İskoçya'nın bağımsızlık talepleri gibi konular, Birleşik Krallık'ın iç siyasetini de etkilemeye devam ediyor. Küresel ölçekte ise, Birleşik Krallık'ın AB'den ayrılması, uluslararası ticaret anlaşmaları ve jeopolitik ittifaklar üzerinde önemli sonuçlar doğurdu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Brexit süreci, Türkiye'nin AB ile ilişkileri açısından dolaylı etkiler yaratmıştır. AB'nin Brexit sonrası kendi içinde yaşadığı bütünleşme sorunları, Türkiye'nin üyelik müzakerelerine olan ilgiyi azaltmış, ancak Ankara ile Brüksel arasında Gümrük Birliği'nin güncellenmesi gibi alternatif işbirliği alanlarını gündeme getirmiştir. Ayrıca, Birleşik Krallık'ın AB'den ayrılarak bağımsız bir dış politika izlemesi, Türkiye ile ikili ticaret ve savunma alanında yeni fırsatlar yaratmıştır. İki ülke arasında imzalanan Serbest Ticaret Anlaşması, bu sürecin en somut örneklerinden biridir. Ancak, Johnson'ın bu teklifinin Türkiye'ye doğrudan bir yansıması olmamakla birlikte, İngiliz siyasetindeki kişisel rekabetlerin ülke çıkarlarını nasıl etkileyebildiğini göstermesi açısından dikkate değerdir.