COVID-19 aşısıyla küresel çapta büyük bir başarı elde eden Pfizer, şimdi farklı bir mücadele ile karşı karşıya: Aşı gelirlerinin hızla düşmesi ve yeni ilaçlar için fazla ödeme yaptığı endişeleri, CEO Albert Bourla üzerindeki baskıyı artırıyor. Şirket, pandemi sonrası dönemde sürdürülebilir bir büyüme modeli oluşturmakta zorlanırken, yatırımcıların güvenini yeniden kazanmaya çalışıyor. Bu durum, ilaç devinin geleceğine ilişkin soru işaretlerini beraberinde getiriyor.
Gelişmenin arka planı
Pfizer'in COVID-19 aşısı Comirnaty, 2021 ve 2022 yıllarında şirkete rekor düzeyde gelir sağlamış ve küresel salgınla mücadelede kilit bir rol oynamıştı. Ancak aşılama oranlarının düşmesi ve hastalığın daha hafif seyretmesiyle birlikte aşı gelirleri keskin bir şekilde azaldı. 2023 yılında Pfizer'in toplam geliri 58,5 milyar dolara gerilerken, bu rakam 2022'deki 100 milyar doların oldukça altında kaldı. Şirketin COVID-19 antiviral ilacı Paxlovid satışları da beklentilerin altında kaldı.
Bu gelir kaybını telafi etmek isteyen Pfizer, 2023 yılında kanser ilaçları geliştiren Seagen'ı 43 milyar dolara satın alarak tarihinin en büyük anlaşmalarından birine imza attı. Ancak bu satın alma, bazı analistler tarafından aşırı değerleme olarak eleştirildi. Ayrıca, Pfizer'in Ar-Ge hattındaki bazı deneysel ilaçların klinik denemelerde başarısız olması, şirketin büyüme potansiyeline olan güveni sarstı.
Bourla, bu zorluklara rağmen Şubat 2024'te yaptığı açıklamada, şirketin 2024 yılında büyümeye döneceğini ve 2030 yılına kadar 20'den fazla yeni ilaç onayı almayı hedeflediklerini belirtmişti. Ancak yatırımcılar hâlâ temkinli; Pfizer hisseleri son bir yılda yaklaşık yüzde 25 değer kaybetti. Şirketin piyasa değeri 160 milyar doların altına gerileyerek COVID-19 öncesi seviyelere yaklaştı.
Bölgesel veya küresel boyut
Pfizer'in karşılaştığı zorluklar yalnızca şirketi değil, küresel ilaç sektörünü de etkiliyor. COVID-19 aşıları, pandemi sırasında ilaç şirketlerinin itibarını ve kârlılığını artırmıştı. Ancak bu başarının ardından gelen gelir düşüşü, sektörün sürdürülebilirlik konusundaki kırılganlığını ortaya koyuyor. Ayrıca, Pfizer'in zor durumu, ilaç sektöründe birleşme ve satın alma faaliyetlerinin yoğunlaşmasına yol açabilir; şirketler yeni büyüme alanları ararken daha temkinli davranmak zorunda kalabilir.
Küresel bağlamda, Pfizer'in yaşadığı bu sancılar, pandemi sonrası dönemde ilaç şirketlerinin değişen dinamiklere uyum sağlama çabalarının bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Sağlık politikaları, aşı karşıtlığı ve fiyatlandırma baskıları gibi faktörler, ilaç devlerinin kararlarını etkiliyor. Pfizer'in yeni CEO'su olabilecek isimler üzerine tartışmalar bile başlamış durumda; Bourla'nın görev süresi boyunca şirketi bu zorlu süreçten nasıl çıkaracağı merakla bekleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Pfizer'in bu süreci, Türkiye'deki ilaç sektörü ve sağlık politikaları açısından dolaylı da olsa önem taşıyor. Türkiye, Pfizer'in önemli pazarlarından biri olmaya devam ediyor; şirketin aşı ve kanser ilaçları, Türk sağlık sisteminde yaygın şekilde kullanılıyor. Seagen gibi yenilikçi kanser ilaçlarının satın alınması, gelecekte bu ilaçların Türkiye'ye erişimini kolaylaştırabilir. Ancak Pfizer'in gelir düşüşü, fiyatlandırma anlaşmalarını etkileyebilir ve Türkiye'deki ilaç bulunabilirliğine yansıyabilir. Ayrıca, küresel ilaç devlerinin Ar-Ge yatırımlarını yavaşlatması, gelişmekte olan ülkelerde sağlık hizmetlerinin geleceğini etkileyebilir. Türkiye'nin ilaçta yerelleşme ve üretim kapasitesini artırma hedefleri doğrultusunda, bu tür küresel dalgalanmalara karşı daha dirençli bir sağlık sistemi oluşturması gerektiği görülüyor.