Bu ay Ermenistan'ın başkenti Erivan'da düzenlenecek olan Birleşmiş Milletler Biyoçeşitlilik Zirvesi (Cop17), hükümetleri 2022 yılında Cop15'te kabul edilen ve doğa kaybını durdurmayı hedefleyen 23 küresel hedefe ulaşmaya zorlamayı amaçlıyor. Zirve, biyolojik çeşitlilik kaybının hız kesmeden devam ettiği bir dönemde, ülkelerin taahhütlerini somut eylemlere dönüştürüp dönüştüremeyeceğini test edecek.
Cop15'ten Cop17'ye: Verilen sözler ve gerçekler
2022 yılında Kanada'nın Montreal kentinde yapılan Cop15 zirvesinde, 2030 yılına kadar dünya genelinde biyolojik çeşitlilik kaybını durdurup tersine çevirmeyi amaçlayan Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi kabul edildi. Bu çerçeve kapsamında 23 hedef belirlendi; bunlar arasında gezegenin yüzde 30'unun koruma altına alınması, bozulan ekosistemlerin yüzde 30'unun restore edilmesi, pestisit kullanımının azaltılması ve biyoçeşitliliğe zararlı sübvansiyonların aşamalı olarak kaldırılması gibi maddeler yer alıyor. Ancak aradan geçen sürede ülkelerin bu hedeflere ulaşma yolunda attığı adımların yetersiz olduğu yönünde eleştiriler var. Cop17, bu hedeflerin uygulanmasını hızlandırmak ve ülkelerin ulusal biyoçeşitlilik stratejilerini gözden geçirmelerini sağlamak için bir platform işlevi görecek.
Zirvenin en önemli gündem maddelerinden biri, gelişmiş ülkelerin biyoçeşitlilik koruma çabaları için ayırdığı finansmanın artırılması. Cop15'te yıllık 200 milyar dolarlık bir fon oluşturulması kararlaştırılmıştı, ancak bu taahhüdün henüz somut bir karşılığı yok. Ayrıca, biyolojik çeşitlilik verilerinin toplanması ve paylaşılması, yeni teknolojilerin kullanımı ve yerel toplulukların karar alma süreçlerine katılımı gibi konular da Erivan'da masaya yatırılacak.
Biyoçeşitlilik krizi: Neden önemli?
Bilimsel raporlar, dünya genelinde bir milyon türün yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu ve ekosistemlerin insan faaliyetleri nedeniyle benzeri görülmemiş bir hızda bozulduğunu ortaya koyuyor. Biyoçeşitlilik kaybı yalnızca doğal yaşamı değil, aynı zamanda gıda güvenliği, su kaynakları, iklim düzenlemesi ve insan sağlığı gibi kritik alanları da doğrudan etkiliyor. Cop17, bu krizin ciddiyetini bir kez daha vurgularken, ülkelerin 2030 hedeflerine ulaşmak için gereken politik iradeyi gösterip göstermeyeceğini ortaya koyacak. Zirve aynı zamanda, biyoçeşitlilik koruma çabalarının iklim değişikliğiyle mücadeleyle nasıl entegre edileceği sorusuna da yanıt arayacak.
Ermenistan'ın ev sahipliği yapması, zirvenin bölgesel açıdan da önem taşıdığını gösteriyor. Kafkasya, zengin biyolojik çeşitliliğe sahip ancak aynı zamanda iklim değişikliğinden en çok etkilenen bölgelerden biri. Erivan'daki toplantılar, bölgesel işbirliğini güçlendirme fırsatı da sunabilir. Ancak zirvenin asıl sınavı, küresel ölçekte bağlayıcı kararların alınıp alınmayacağı olacak.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, biyolojik çeşitlilik açısından Avrupa ve Orta Doğu'nun en zengin ülkelerinden biri; üç farklı biyocoğrafik bölgenin kesişiminde yer alıyor. Cop17'de alınacak kararlar, Türkiye'nin 2030 hedeflerine uyum sağlaması ve ulusal biyoçeşitlilik stratejisini güncellemesi açısından kritik. Özellikle tarım sübvansiyonlarının biyoçeşitlilik dostu hale getirilmesi, su kaynaklarının korunması ve korunan alanların genişletilmesi konularında Türkiye'nin atacağı adımlar, hem çevresel hem de ekonomik açıdan önemli. Ayrıca, Kafkasya'da istikrarın sağlanması ve bölgesel çevre işbirliğinin güçlenmesi, Türkiye'nin dış politika öncelikleriyle de örtüşüyor. Zirve, Türkiye'nin yeşil dönüşüm ve sürdürülebilir kalkınma hedefleri doğrultusunda uluslararası işbirliklerini derinleştirmesi için bir fırsat olarak görülebilir.