Birleşmiş Milletler Biyoçeşitlilik Sözleşmesi 17. Taraflar Konferansı (Cop17), 21 Ekim Pazartesi günü Ermenistan'ın başkenti Erivan'da başlıyor. Yaklaşık 200 ülkeden temsilcinin katılacağı zirve, 2030 yılına kadar doğa kaybını durdurma ve geri kazanma hedeflerine ulaşma yolunda kaydedilen yavaş ilerlemeyi değerlendirecek. Toplantının ana gündem maddesi, yaban hayatı koruma çalışmaları için gereken finansman açığının nasıl kapatılacağı olacak. Dünya genelinde yaban hayatı popülasyonları azalırken, korunan alanlar sondaj ve madencilik faaliyetleri nedeniyle tehdit altında bulunuyor.
Biyoçeşitlilik Hedeflerinde Yolun Neresindeyiz?
2022 yılında kabul edilen Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi, 2030'a kadar dünyanın %30'unu koruma altına alma ve biyoçeşitlilik kaybını tersine çevirme gibi iddialı hedefler belirlemişti. Ancak o tarihten bu yana, ülkelerin bu hedeflere ulaşmak için gereken adımları atma konusunda yavaş kaldığı görülüyor. Özellikle gelişmekte olan ülkeler, biyoçeşitlilik koruma projelerini finanse edecek kaynaklara erişimde zorluk çekiyor. Cop17, bu finansman boşluğunu kapatmak için somut taahhütlerin alınması gereken bir platform olarak öne çıkıyor.
Zirve öncesinde yayınlanan raporlar, korunan alanların dünya genelinde yeterince yönetilmediğini ve birçok bölgede yasal statülerine rağmen madencilik, petrol ve gaz çıkarma gibi endüstriyel faaliyetlere açık hale geldiğini ortaya koyuyor. Bu durum, hem ekosistemlerin bütünlüğünü hem de yerel toplulukların geçim kaynaklarını tehdit ediyor. Ayrıca, iklim değişikliğiyle mücadele için ayrılan fonların büyük kısmının biyoçeşitlilik koruma çalışmalarına yönlendirilmemesi, hedeflere ulaşmayı zorlaştırıyor.
Uzmanlar, biyoçeşitlilik finansmanının yılda 700 milyar doları aşan bir açıkla karşı karşıya olduğunu tahmin ediyor. Bu açığın kapatılması için hem kamu hem de özel sektör kaynaklarının seferber edilmesi gerekiyor. Ancak mevcut durumda, zengin ülkelerin taahhüt ettikleri katkıları yerine getirmediği ve özel sektörün biyoçeşitlilik üzerindeki olumsuz etkilerini azaltma konusunda isteksiz davrandığı belirtiliyor. Cop17'de bu konuda bağlayıcı kararlar alınması bekleniyor.
Küresel Boyut: Ekosistemler Tehlikede
Biyoçeşitlilik kaybı, yalnızca doğal yaşamı değil, aynı zamanda küresel ekonomiyi ve gıda güvenliğini de tehdit ediyor. Dünya Ekonomik Forumu'nun raporlarına göre, küresel GSYİH'nın yarısından fazlası doğaya bağımlı sektörlerden geliyor. Arılar gibi tozlaştırıcıların azalması tarımsal verimliliği düşürürken, ormanların yok olması iklim değişikliğini hızlandırıyor. Bu nedenle biyoçeşitlilik koruma çabaları, sadece çevresel bir mesele değil, aynı zamanda ekonomik ve sosyal bir zorunluluk haline gelmiş durumda.
Cop17'de ayrıca, biyoçeşitlilik verilerinin toplanması ve paylaşılması, yeni koruma alanlarının belirlenmesi ve sürdürülebilir kullanım uygulamalarının yaygınlaştırılması gibi konular da ele alınacak. Ancak en kritik konu, gelişmekte olan ülkelerin kapasite geliştirme ve teknoloji transferi ihtiyaçlarının nasıl karşılanacağı olacak. Bu ülkeler, biyoçeşitlilik hedeflerine ulaşmak için gereken altyapı ve uzmanlığa sahip olmadıklarını belirtiyor.
Zirve, aynı zamanda 2020 sonrası küresel biyoçeşitlilik çerçevesinin uygulanmasını izlemek üzere bir gözden geçirme mekanizmasının oluşturulmasını da tartışacak. Böyle bir mekanizma, ülkelerin taahhütlerini yerine getirip getirmediğini düzenli olarak değerlendirecek ve gerektiğinde düzeltici adımlar atılmasını sağlayacak. Ancak bazı ülkeler, egemenlik haklarına müdahale endişesiyle böyle bir mekanizmaya sıcak bakmıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, biyoçeşitlilik açısından zengin bir ülke olup, üç farklı biyocoğrafik bölgenin kesişim noktasında yer alıyor. Cop17'de alınacak finansman kararları, Türkiye'nin korunan alanlarını genişletme ve yönetme çabalarını doğrudan etkileyebilir. Türkiye, son yıllarda korunan alanlarını artırmış olsa da, özellikle sulak alanlar ve ormanlar üzerindeki baskı devam ediyor. Küresel biyoçeşitlilik fonlarından daha fazla pay almak, Türkiye'nin doğa koruma projelerine katkı sağlayabilir. Ayrıca, iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında biyoçeşitliliğin korunması, Türkiye'nin tarımsal üretkenliği ve gıda güvenliği için de kritik önem taşıyor. Zirvede alınacak kararlar, Türkiye'nin uluslararası çevre diplomasisindeki konumunu da etkileyecek.