Birleşmiş Milletler Biyoçeşitlilik Sözleşmesi'nin 17. Taraflar Konferansı (Cop17), 21 Ekim 2024 Pazartesi günü Ermenistan'ın başkenti Erivan'da başlıyor. Yaklaşık 200 ülkeden temsilcilerin katılacağı zirve, 2030 yılına kadar belirlenen doğa koruma hedeflerine ulaşma yolunda kaydedilen yavaş ilerlemeyi gözden geçirecek. Toplantının ana gündem maddesi, yaban hayatı koruma çalışmaları için gereken finansman açığının nasıl kapatılacağı olacak. Dünya genelinde yaban hayatı popülasyonları azalırken, korunan alanlar sondaj ve madencilik faaliyetleri nedeniyle tehdit altında bulunuyor.
Biyoçeşitlilik Kaybı ve Finansman Açığı
Cop17 zirvesi, 2022 yılında kabul edilen Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi'nin uygulanmasındaki gecikmeleri ele alacak. Bu çerçeve, 2030 yılına kadar dünyanın kara ve deniz alanlarının en az yüzde 30'unu koruma altına almayı ve biyoçeşitlilik kaybını durdurmayı hedefliyor. Ancak ülkelerin bu hedeflere ulaşmak için gereken mali taahhütleri yerine getirmede isteksiz davrandığı belirtiliyor. Özellikle gelişmekte olan ülkeler, koruma çabaları için yılda yüz milyarlarca dolar gerektiğini savunurken, zengin ülkelerin sağladığı finansmanın yetersiz olduğu vurgulanıyor.
Zirve öncesinde yayınlanan raporlar, dünya genelinde omurgalı hayvan popülasyonlarının son 50 yılda ortalama yüzde 69 oranında azaldığını ortaya koyuyor. Bu dramatik düşüş, ekosistemlerin işleyişini ve insanların gıda, su ve sağlık gibi temel ihtiyaçlarını karşılamasını tehdit ediyor. Orman yangınları, habitat tahribatı, iklim değişikliği ve kirlilik gibi faktörler biyoçeşitlilik kaybını hızlandırıyor. Cop17, bu eğilimi tersine çevirmek için somut adımların atılması gerektiğini bir kez daha gündeme getirecek.
Korunan Alanlar Üzerindeki Baskılar
Korunan alanlar, biyoçeşitliliğin korunmasında kritik bir rol oynasa da, bu alanlar giderek artan insan faaliyetleriyle karşı karşıya. Özellikle madencilik, petrol ve gaz sondajı gibi endüstriyel faaliyetler, korunan alanların bütünlüğünü tehdit ediyor. Bazı ülkelerde yasal düzenlemelerle koruma statüleri zayıflatılıyor veya ekonomik çıkarlar doğrultusunda tavizler veriliyor. Bu durum, hem ekosistemlerin hem de bu alanlarda yaşayan yerel toplulukların geçim kaynaklarını olumsuz etkiliyor.
Zirvede ayrıca, biyoçeşitlilik korumasının iklim değişikliğiyle mücadeleyle entegre edilmesi gerektiği vurgulanacak. Ormanların ve okyanusların karbon yutakları olarak rolü, iklim hedeflerine ulaşmada hayati önem taşıyor. Ancak bu ekosistemlerin korunması için yeterli finansman sağlanmadıkça, hem biyoçeşitlilik hem de iklim hedefleri riske girecek.
Küresel Boyut ve Beklentiler
Cop17, biyoçeşitlilik kaybının sadece bir çevre sorunu değil, aynı zamanda ekonomik ve güvenlik sorunu olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Gıda güvenliği, su kaynakları ve sağlık sistemleri, biyoçeşitliliğe doğrudan bağımlı. Dünya Ekonomik Forumu'nun raporlarına göre, küresel GSYİH'nın yarısından fazlası doğaya bağımlı sektörlerden geliyor. Dolayısıyla biyoçeşitlilik kaybı, ekonomik istikrarı da tehdit ediyor.
Zirvede gelişmiş ülkelerin, biyoçeşitlilik finansmanı konusundaki taahhütlerini somutlaştırması bekleniyor. 2020'deki Cop15'te kabul edilen hedefler doğrultusunda, 2025 yılına kadar yıllık 200 milyar dolarlık bir finansman akışı sağlanması öngörülüyordu. Ancak mevcut durumda bu hedeflerin çok gerisinde kalındığı ifade ediliyor. Sivil toplum kuruluşları, zirvenin bağlayıcı kararlar alması ve finansman mekanizmalarının güçlendirilmesi çağrısında bulunuyor.
Ermenistan'ın ev sahipliği yapması, bölgesel açıdan da önem taşıyor. Kafkasya'da biyoçeşitlilik açısından zengin ancak koruma çabalarının sınırlı olduğu bir bölge. Zirve, bölgesel işbirliğini güçlendirme fırsatı sunabilir. Ancak Ermenistan'ın Azerbaycan ile yaşadığı siyasi gerilimler, zirvenin gölgesinde kalabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, biyoçeşitlilik açısından zengin bir ülke olup, Cop17'de alınacak kararlar Türkiye'yi doğrudan etkileyecek. Türkiye, 2030 hedefleri doğrultusunda korunan alanlarını genişletme ve sürdürülebilir arazi yönetimi konusunda adımlar atıyor. Ancak finansman açığı, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için önemli bir engel. Zirvede sağlanacak finansal destek, Türkiye'nin koruma projelerine katkı sağlayabilir. Ayrıca, biyoçeşitlilik kaybı, tarım ve turizm gibi sektörler aracılığıyla Türkiye ekonomisini de etkiliyor. Bölgesel istikrar açısından ise Ermenistan'da yapılacak zirve, Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde yumuşama sürecine olumlu katkı yapabilir. Türkiye'nin zirveye katılım düzeyi ve taahhütleri, uluslararası alanda çevre politikalarındaki kararlılığını göstermesi bakımından önem taşıyor.