Guardian gazetesinin ele geçirdiği gizli belgeler, Katolik tarikatı Hristiyan Kardeşler'e ait bir mülkte, geçmişte yetimhanelerdeki çocuklara yönelik cinsel istismar suçlarından hüküm giymiş en az iki rahibin barındırıldığını ortaya çıkardı. Tarikatın Avustralya'daki bir mülkünde kalan bu kişilerin, vaktiyle 'onarılamaz zarar' verdikleri çocuklardan uzak tutulmak amacıyla buraya yerleştirildiği belirtiliyor. Ancak belgeler, tarikatın bu kişileri denetim altında tutmak yerine adeta koruma altına aldığını gösteriyor.
Skandalın Perde Arkası
Guardian'ın yayımladığı raporda, Hristiyan Kardeşler Cemaati'nin, cinsel istismar suçlarından hüküm giymiş üyelerini toplumdan izole etmek amacıyla kullandığı bir mülk olduğu belirtiliyor. Söz konusu mülkte, en az iki 'kardeş'in (rahip) kaldığı ve bunlardan birinin, 1970'lerde bir yetimhanede 11 ila 16 yaşları arasındaki 15 kız çocuğuna cinsel istismarda bulunduğu için 2013 yılında mahkum edildiği ortaya çıktı. Diğer rahibin ise yine bir yetimhanede birden fazla çocuğa tecavüz ettiği ve 10 yıl hapis cezasına çarptırıldığı, ancak cezasının büyük bölümünü çekmeden tahliye edildiği kaydediliyor.
Belgelere göre, tarikat bu kişileri 'toplum için risk' olarak tanımlasa da onları mülklerinde barındırarak adeta bir sığınak sağladı. Avustralya'da Katolik Kilisesi'ne bağlı kurumlarda yaşanan cinsel istismar skandalları, 2017'de yayımlanan bir kraliyet komisyonu raporuyla gün yüzüne çıkmış, bu raporda Kilise'nin istismarcıları koruduğu ve mağdurları susturduğu yönünde ağır suçlamalar yer almıştı.
Küresel Boyut ve Kilise'nin Sorumluluğu
Hristiyan Kardeşler, dünya genelinde eğitim ve hayır kurumları işleten büyük bir Katolik tarikatı. Özellikle Avustralya, İrlanda ve ABD'de yetimhaneler ve okullar işleten tarikat, onlarca yıl boyunca çocuk istismarı skandallarıyla anıldı. Bu son belgeler, Kilise'nin istismarcıları koruma alışkanlığının sadece geçmişle sınırlı olmadığını, günümüzde de devam ettiğini gösteriyor. Tarikat yetkilileri, konuyla ilgili yaptıkları açıklamada, 'söz konusu kişilerin sıkı denetim altında olduğunu' ve 'toplum için herhangi bir tehdit oluşturmadıklarını' savundu. Ancak mağdur avukatları, bu uygulamaların 'sistematik bir örtbas' olduğunu ve Kilise'nin hesap vermesi gerektiğini vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Her ne kadar Türkiye doğrudan bu olayın tarafı olmasa da, küresel düzeyde dini kurumların çocuk istismarı skandallarındaki rolü, Türkiye'de de benzer yapılanmaların denetimi konusunda önemli bir örnek teşkil ediyor. Türkiye, özellikle Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler nezdinde çocuk hakları konusunda taahhütlerde bulunmuş bir ülke. Bu tür haberler, uluslararası kamuoyunda dini kurumların hesap verebilirliği ve şeffaflığı konusundaki tartışmaları yeniden alevlendiriyor. Türkiye'nin, çocuk koruma mekanizmalarını güçlendirirken, dini veya hayır kurumlarının denetimini de kapsayan bir model geliştirmesi, bu tür skandalların önlenmesi açısından kritik öneme sahip.