Teknoloji devleri, yapay zekâ yatırımlarını finanse etmek için tahvil ve kredi piyasalarında büyük miktarlarda borçlanırken, ticari gayrimenkul kredisindeki (CMBS) yatırımcılar bu borçlara karşı artan bir direnç gösteriyor. 'Luddite trade' olarak adlandırılan bu hareket, yapay zekâ destekli iş modellerinin sürdürülebilirliğine duyulan şüpheyi ve teknoloji şirketlerinin artan borç yüklerine karşı tedirginliği yansıtıyor. Bu eğilim, yalnızca büyük piyasalarda değil, daha küçük pazarlarda da yatırımcıların temkinli yaklaşımını güçlendiriyor.
Yapay Zekâ Çılgınlığı ve Borç Piyasaları
Son iki yılda, büyük teknoloji şirketleri yapay zekâ altyapısı kurmak için rekor düzeyde borçlanma yaptı. OpenAI, Anthropic ve çeşitli bulut bilişim şirketleri, veri merkezleri ve işlemciler için milyarlarca dolarlık tahvil ihraç etti. Ancak bu borçlanma dalgası, ticari gayrimenkul kredilerinde (CMBS) tokenize edilmiş varlıklara yatırım yapan kesimlerde endişe yaratıyor. Yatırımcılar, teknoloji şirketlerinin borçlarını ödeyememe riskini fiyatlıyor ve bu nedenle bu tür varlıklardan uzaklaşıyor.
"Luddite trade" kavramı, 19. yüzyılda İngiltere'de makineleşmeye karşı çıkan Luddite hareketine atıfta bulunarak, teknolojiye ve otomasyona karşı olan bu yatırımcı tepkisini tanımlıyor. Bu ifade, Wall Street'te yapay zekânın getireceği kazanımlara şüpheyle yaklaşanların, teknoloji hisselerinden ziyade borç piyasalarındaki riskleri değerlendirme şeklini yansıtıyor.
UBS analistlerine göre, CMBS piyasasında yapay zekâ ile ilişkili kiralama sözleşmelerine bağlı menkul kıymetlerin primi, diğer ticari gayrimenkullere kıyasla belirgin şekilde arttı. Bu durum, yatırımcıların bu borçlara uyguladığı risk primi algısının yükseldiğini gösteriyor. Özellikle veri merkezi kredileri, teknoloji şirketlerinin tahvilleri ve hatta bazı kurumsal krediler bu eğilimden etkileniyor.
Küresel Etki ve Piyasa Dinamikleri
Bu gelişme, yalnızca ABD piyasalarıyla sınırlı değil; Avrupa ve Asya'da da benzer bir temkinli hava hakim. Özellikle Almanya ve Japonya'da, yerel para birimleriyle ihraç edilen teknoloji borçlarına olan talep azalıyor. Küçük pazarlarda ise yatırımcılar, teknoloji şirketlerinin borçlanma iştahına karşı daha seçici davranıyor. Singapur ve Hong Kong'da, yapay zekâ projelerine finansman sağlayan bankaların sermaye maliyetleri artarken, bu durum proje karlılığını etkileyebilir.
Bu eğilim, teknoloji sektöründeki balon endişelerini de beraberinde getiriyor. Örneğin, artan borçlanma maliyetleri, küçük ölçekli teknoloji girişimlerini zorlayabilir ve bu da sektör genelinde bir konsolidasyona yol açabilir. Ancak uzmanlar, bu direncin uzun vadede sağlıklı bir piyasa disiplini oluşturabileceğini ve yapay zekâ yatırımlarının daha gerçekçi değerlemelerle fiyatlanmasına yardımcı olabileceğini ifade ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye ekonomisi için dolaylı da olsa önem taşıyor. Küresel finansal koşullardaki sıkılaşma, gelişmekte olan ülkelere sermaye akışını olumsuz etkileyebilir. Türkiye'nin teknoloji sektörü, özellikle yapay zekâ tabanlı girişimler, dış finansmana bağımlıdır. İhtiyatlı yatırımcı davranışları, bu girişimlerin uluslararası fon bulma kapasitesini azaltabilir. Ayrıca, küresel boyutta artan borç riski, Türkiye'nin dış borç çevirme ihtiyacını da etkileyebilir. Bununla birlikte, Türk finans kuruluşları, uluslararası piyasalardaki bu eğilimi göz önünde bulundurarak kendi kredi politikalarını gözden geçirmelidir.