ABD Yüksek Mahkemesi'nin muhafazakâr kanadından Yargıç Clarence Thomas, doğumla vatandaşlık hakkının (jus soli) diğer Amerikalıların vatandaşlığını 'değersizleştirdiğini' öne sürdü. Thomas, 14. Anayasa Değişikliği'nin bu yorumunun, vatandaşlığı 'gönüllü bir siyasi bağlılık' olmaktan çıkararak 'otomatik bir hak' haline getirdiğini savundu. Yargıç Ketanji Brown Jackson ise bu görüşü 'dar görüşlü' olarak nitelendirerek, değişikliğin tarihsel bağlamının herkes için eşit vatandaşlık sağlamak olduğunu vurguladı. Tartışma, göçmenlik politikalarının ve vatandaşlık tanımının yeniden şekillenmesine yol açabilecek önemli bir yasal zemini temsil ediyor.
Tartışmanın arka planı
Yüksek Mahkeme, 2025 yılı başında ele aldığı bir davada, doğumla vatandaşlığın anayasal dayanağını yeniden yorumlama fırsatı buldu. Clarence Thomas'a göre, 14. Ek'in 1868'de kabul edilmesinden bu yana uygulanan ‘doğan herkes otomatik vatandaş olur’ ilkesi, vatandaşlığın ‘değerini düşürmektedir’. Thomas, bu sistemin vatandaşlığı 'herhangi bir bağlılık veya katkı gerektirmeyen bir ayrıcalık' haline getirdiğini belirtti.
Yargıç Jackson ise, Thomas'ın yorumunu 'myopik' (miyop) olarak nitelendirerek, 14. Ek'in İç Savaş sonrası köleliği kaldırmak ve tüm doğanlara eşit vatandaşlık vermek amacıyla yazıldığını hatırlattı. Jackson, 'Bu değişikliğin amacı, herkesin Amerikan toplumunun eşit üyesi olmasını sağlamaktı, vatandaşlığı seçkin bir statü haline getirmek değil' dedi. Mahkemedeki bu sözlü tartışmalar, yakın zamanda karara bağlanması beklenen dava öncesinde tarafların pozisyonlarını netleştirdi.
Küresel boyut ve yansımaları
ABD, doğumla vatandaşlık veren az sayıdaki gelişmiş ülkeden biri (Kanada, Brezilya ve birçok Latin Amerika ülkesi ile birlikte). Avrupa ülkelerinin çoğu, vatandaşlık için kan bağı (jus sanguinis) veya belirli bir süre ikamet gibi ek koşullar arıyor. Eğer Yüksek Mahkeme, Thomas'ın görüşü doğrultusunda bir karar verirse, bu ABD göçmenlik sisteminde devrim niteliğinde bir değişiklik olacak. Göçmen hakları savunucuları, kararın ülkeye yasal yollarla giren yüz binlerce aileyi etkileyeceğini belirtiyor. Ayrıca bu tartışma, diğer ülkelerdeki vatandaşlık tanımlarına da emsal teşkil edebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de vatandaşlık hukuku karma bir sistem izliyor: ağırlıklı olarak kan bağı (jus sanguinis) geçerli olmakla birlikte, Türkiye'de doğan ve başka bir ülkenin vatandaşı olamayan çocuklara vatandaşlık veriliyor. ABD'deki bu tartışma, Türkiye için doğrudan bir etki yaratmasa da, küresel göç hareketleri ve vatandaşlık politikalarına ilişkin önemli bir emsal oluşturuyor. Özellikle Türkiye'nin ev sahipliği yaptığı milyonlarca sığınmacı ve göçmen düşünüldüğünde, uluslararası hukukta ‘doğumla vatandaşlık’ ilkesinin daraltılması yönündeki eğilimler, gelecekte benzer tartışmaların Türkiye'de de gündeme gelmesine neden olabilir. Türk dış politikası, ABD'deki bu yargısal yönelimi göz önünde bulundurarak, vatandaşlık ve göçmen politikalarında proaktif adımlar atmayı değerlendirebilir.