Citigroup Inc. analistlerine göre, Japonya'nın kısa vadeli döviz rezervleri tükenirken, yen'i savunmak için 1,1 trilyon doları aşan ABD Hazine tahvili portföyünü likide etmekten başka seçenekleri bulunuyor. Bu açıklama, Tokyo'nun döviz piyasasına müdahale olasılığının arttığı bir dönemde geldi; yen son haftalarda 34 yılın en düşük seviyelerine geriledi.
Citigroup'un stratejistleri, Japonya'nın elindeki araçlar arasında Merkez Bankası'nın (BOJ) varlık alım programını kullanma, swap hatları ve doğrudan döviz müdahalesi gibi yöntemlerin bulunduğunu belirtiyor. Özellikle, Japonya'nın ABD Hazine tahvili satışlarının piyasalarda dalgalanmaya yol açabileceği endişesi, yetkilileri alternatif arayışlara itiyor.
Gelişmenin Arka Planı
Japonya'nın döviz rezervleri, ülkenin ihracat gücü ve devasa ticaret fazlası sayesinde yıllardır yüksek seyrediyor. Ancak son yıllarda artan enerji ithalatı ve küresel faiz oranlarındaki farklılıklar nedeniyle yen zayıfladı. ABD Merkez Bankası'nın (Fed) faiz artırımları ve Japonya Merkez Bankası'nın ultra genişlemeci politikası, para birimleri arasındaki farkı açtı.
Japonya Maliye Bakanlığı, geçmişte de yen'i desteklemek için müdahale etmişti; ancak bu sefer ellerinde daha az kısa vadeli varlık bulunuyor. Citigroup'a göre, Japonya'nın elindeki kısa vadeli menkul kıymetler azaldı;
bu da uzun vadeli ABD Hazine tahvillerinin satılmasının kaçınılmaz olduğu yönündeki yorumları güçlendiriyor. Ancak analistler, bu satışların küresel tahvil piyasasında arz şokuna yol açabileceğini ve ABD faizlerini yükseltebileceğini belirtiyor.
Bunun yerine, Japonya'nın swap hatları aracılığıyla dolar elde etme imkanı da bulunuyor. Özellikle, ABD Merkez Bankası ile yapılan kalıcı swap hatları, dolar likiditesi sağlamak için bir güvenlik ağı görevi görüyor. Ayrıca BOJ'un varlık alım programları kapsamında, devlet tahvili yerine özel sektör varlıkları da dahil olmak üzere farklı araçların kullanılabileceği ifade ediliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Japonya'nın yen politikası sadece kendi ekonomisini değil, Asya genelindeki para birimlerini ve küresel ticaret dengesini de etkiliyor. Zayıf yen, Japon ihracatını artırırken, bölgede rekabetçi devalüasyon endişelerini tetikliyor. Güney Kore ve Çin gibi ülkeler, kendi para birimlerinin rekabetçiliğini korumak için önlemler almak zorunda kalabilir.
Küresel ölçekte ise, Japonya'nın ABD Hazine tahvili satışı, dünyanın en büyük tahvil piyasasında faiz oranlarını yukarı çekebilir. Bu durum, gelişmekte olan ülkelerin borçlanma maliyetlerini artırabilir ve finansal istikrarı tehdit edebilir. Uluslararası Para Fonu (IMF) ve diğer kuruluşlar, Japonya'yı koordineli bir yaklaşım benimsemeye teşvik ediyor.
Öte yandan, Japonya'nın müdahale olasılığı, G7 ülkeleri arasında da hassas bir konu. ABD ve Avrupa, serbest piyasa ilkelerine aykırı olduğu gerekçesiyle müdahaleye genellikle sıcak bakmıyor. Ancak aşırı volatilite durumunda, Japonya'nın meşru müdafaa hakkını kullanabileceği ifade ediliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, benzer şekilde döviz kuru baskısıyla karşı karşıya olan bir ülke olarak Japonya'nın politikalarını yakından izliyor. Türkiye'nin rezervleri ve döviz kuru yönetimi, küresel finansal koşullardan etkileniyor. Japonya'nın ABD Hazine tahvili satışları, küresel faizlerde yükselişe yol açarsa, gelişmekte olan ülkelerin borçlanma maliyetleri artabilir. Ayrıca, yen-euro ve yen-dolar paritelerindeki hareketler, Türkiye'nin dış ticaret dengesini etkileyebilir. Ancak Türkiye, Japonya kadar büyük bir rezerv birikimine sahip olmadığı için, doğrudan bir etki sınırlı kalmaktadır.