Çin, enerji güvenliğini sağlama adına geçmişte sorunlu bir sektör olan kömür-kimya endüstrisini yeniden canlandırıyor. Ancak uzmanlar, bu hamlenin karbon emisyonlarını artırabileceği, batık varlıklara yol açabileceği ve ülkenin temiz enerji liderliği hedeflerini sekteye uğratabileceği konusunda uyarıyor. Climate Home News'te yer alan analize göre, Çin'in kömürden kimyasal üretimine yönelmesi, 2015-2017 döneminde yaşanan ve aşırı kapasite ile çevre kirliliğine neden olan eski krizin tekrarlanması riskini taşıyor.
Gelişmenin arka planı
Çin, enerji ithalatına olan bağımlılığını azaltmak ve enerji arz güvenliğini artırmak amacıyla kömür kaynaklı kimyasal üretimine yöneliyor. Kömürden metanol, olefin ve amonyak gibi temel kimyasalların üretimi, özellikle İç Moğolistan, Şansi ve Şaanxi gibi kömür zengini bölgelerde hızla artıyor. 2023'te Çin'in kömür-kimya kapasitesi 100 milyon tonu aştı ve 2025'e kadar bu rakamın 180 milyon tona ulaşması bekleniyor.
Ancak bu sektör, yüksek su tüketimi, karbon emisyonları ve toksik atık sorunlarıyla biliniyor. 2010'lu yılların ortasında yaşanan hızlı genişleme, aşırı kapasiteye ve çevre felaketlerine yol açmıştı. Şimdi ise benzer hataların tekrarlanmasından endişe ediliyor. Çin hükümeti, karbon nötr hedefi doğrultusunda kömür tüketimini azaltmayı vaat etmesine rağmen, enerji krizi ve jeopolitik gerilimler nedeniyle bu taahhütten uzaklaşıyor gibi görünüyor.
Bölgesel veya küresel boyut
Çin'in kömür-kimya hamlesi, küresel enerji piyasaları ve iklim hedefleri açısından önemli sonuçlar doğurabilir. Çin, dünyanın en büyük karbon yayıcısı olarak, iklim değişikliğiyle mücadelede kritik bir role sahip. Kömürden kimyasal üretimine yönelmesi, emisyon hedeflerine ulaşmasını zorlaştırabilir ve küresel sıcaklık artışını 1,5°C ile sınırlama hedefini tehlikeye atabilir. Ayrıca, ucuz Çin kimyasalları, diğer ülkelerdeki temiz enerji yatırımlarını olumsuz etkileyebilir ve yerli üreticileri zor durumda bırakabilir.
Uzmanlar, kömür-kimya projelerine yapılan yatırımların büyük bir kısmının batık varlık haline gelebileceğini, çünkü düşük karbonlu alternatiflerin giderek daha rekabetçi hale geldiğini belirtiyor. Özellikle yeşil hidrojen ve biyo-ekonomi gibi alanlarda yapılan AR-GE çalışmaları, kömür-kimya sektörünü uzun vadede rekabetsiz kılabilir. Bu durum, Çin'in enerji güvenliği adına attığı adımların aslında yeni bağımlılıklar ve riskler yaratabileceğini gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin enerji politikaları açısından bir referans olabilir. Türkiye de enerji ithalatına bağımlı bir ülke olarak, enerji güvenliğini artırma çabalarında kömür ve yerli kaynaklara yöneliyor. Ancak Çin örneği, kısa vadeli enerji güvenliği adına uzun vadeli iklim hedeflerinden ödün vermenin risklerini gösteriyor. Türkiye'nin, yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği yatırımlarına öncelik vermesi, hem karbon emisyonlarını azaltmak hem de ekonomik riskleri yönetmek açısından kritik önem taşıyor. Ayrıca, Çin kömür-kimya ürünlerinin piyasada fiyat kırması, Türk kimya sektöründe rekabet baskısı yaratabilir.