Çin, enerji güvenliği endişeleriyle kömürden kimyasal madde üretimine yönelik büyük bir yatırım atağı başlatırken, uzmanlar bu hamlenin geçmişteki sorunlu endüstriyel politikaların tekrarlanmasına yol açabileceği uyarısında bulunuyor. Ülkenin birçok bölgesinde kömür-kimya tesisleri yeniden faaliyete geçiriliyor veya kapasite artırımı yapılıyor. Bu gelişme, Çin'in iklim değişikliğiyle mücadelede temiz enerji lideri olma iddiasını gölgede bırakırken, daha yüksek emisyonlar ve batık varlıklar riskini de beraberinde getiriyor. Özellikle İç Moğolistan, Şanksi ve Ningşia gibi kömür zengini bölgelerde onlarca yeni tesis planlanıyor veya inşa halinde.
Gelişmenin arka planı: Kömür-kimya endüstrisinin yeniden canlanışı
Çin'in kömür-kimya sektörü, 2000'li yılların başında büyük bir yatırım ve genişleme dönemi yaşamış, ancak düşük karlılık, çevre kirliliği ve karbon yoğunluğu nedeniyle eleştirilmişti. Küresel enerji krizi ve tedarik zinciri sorunları, Pekin'i enerji güvenliğini öncelik haline getirmeye itti. Bu kapsamda kömürden sıvı yakıt ve petrokimya ürünleri üretimi, ithal petrole bağımlılığı azaltmak için bir çözüm olarak yeniden gündeme geldi. 2022'de Çin'in kömür-kimya ürünleri üretimi, bir önceki yıla göre %15 artış gösterdi. Ancak sektörün kilometre taşı niteliğindeki birçok proje, karbon yakalama ve depolama teknolojileri olmadan ilerliyor. Ulusal Enerji İdaresi verilerine göre, 2025 yılına kadar 30'dan fazla büyük ölçekli kömür-kimya kompleksinin tamamlanması bekleniyor. Bu tesisler, geleneksel rafinerilere kıyasla ton başına 2-3 kat daha fazla karbondioksit salıyor.
Uzmanlar, bu projelerin ekonomik fizibilitesinin de sorgulanabilir olduğunu belirtiyor. Kömür fiyatlarındaki oynaklık, karbon fiyatlandırma mekanizmalarının devreye girmesi ve temiz teknolojilere geçiş, birçok tesisin uzun vadede karlı olmasını zorlaştırabilir. Enerji Ekonomisi ve Finansal Analiz Enstitüsü'ne göre, Çin'in kömür-kimya yatırımlarının yalnızca %40'ı geri dönüş sağlayabiliyor. Ayrıca, bu tesislerin su tüketimi de ciddi bir endişe kaynağı; özellikle su kıtlığı çeken bölgelerde her ton kömür-kimya ürünü için 10-15 ton su harcanıyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Emisyonlar ve jeopolitik etkiler
Çin'in bu hamlesi, küresel iklim hedefleri açısından önemli riskler taşıyor. Ülke, dünyanın en büyük karbon salıcısı konumunda ve 2030 öncesinde emisyonların zirve yapması taahhüdünde bulunmuştu. Ancak kömür-kimya yatırımları, bu hedefi tehlikeye atıyor. Uluslararası Enerji Ajansı, Çin'in kömür-kimya sektörünün emisyonlarının 2030 yılına kadar 400 milyon tona ulaşabileceğini tahmin ediyor. Bu, Almanya'nın toplam yıllık emisyonuna neredeyse eşit. Ayrıca, bu tesislerin metan sızıntıları gibi doğrudan emisyonları da ihmal edilemez boyutta.
Bölgesel olarak, Çin'in bu politikası, Orta Asya ve Rusya'dan gelen doğal gaz ve petrol ithalatına alternatif oluşturuyor. Bu durum, enerji tedarik zincirlerinde çeşitlenme anlamına gelirken, aynı zamanda Çin'in kömüre olan bağımlılığını artırıyor. Öte yandan, kömür-kimya ürünlerinin ihracat potansiyeli, küresel petrokimya piyasalarında fiyat baskısı yaratabilir. Çin'in 2023 yılında metanol ve üre gibi temel kimyasalların ihracatında %25 artış görüldü; bu da küresel fiyatları etkileyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin'in kömür-kimya hamlesi, Türkiye'nin enerji politikaları ve iklim taahhütleri açısından dolaylı ama önemli etkiler yaratabilir. Türkiye, artan enerji talebini karşılamak için kömürden elektrik üretimine devam ederken, Çin'in kömür-kimya yatırımları küresel karbon fiyatlarını ve yenilenebilir enerji teknolojilerinin maliyetini etkileyebilir. Ayrıca, Çin'in petrokimya ürünleri ihracatındaki artış, Türkiye'nin bu ürünlerde dışa bağımlılığını azaltmak için attığı adımları zorlaştırabilir. Türkiye'nin 2053 net sıfır hedefi, bu tür küresel eğilimlere karşı daha güçlü bir yeşil dönüşüm stratejisi gerektiriyor. Bu bağlamda, projeksiyonlarını güncellemesi ve enerji verimliliği ile yenilenebilir kaynaklara yatırımı artırması kritik önem taşıyor.