Çin, ABD'nin uluslararası hukuk üzerindeki geleneksel hegemonyasına meydan okuyan kapsamlı bir strateji yürütüyor. Pekin yönetimi, küresel normları ve kurumları kendi çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendirmek için hukuki araçları giderek daha etkin bir şekilde kullanıyor. Bu hamle, Çin'in yalnızca ekonomik ve askeri alanda değil, hukuki alanda da küresel bir güç olma iddiasını ortaya koyuyor. Uzmanlar, bu gelişmeyi Çin'in 'hukukun üstünlüğü' söylemi ile Batı merkezli hukuk düzenine karşı bir alternatif oluşturma çabası olarak yorumluyor.
Gelişmenin Arka Planı
Çin, uzun süredir ABD'nin uluslararası hukuku kendi jeopolitik çıkarları doğrultusunda araçsallaştırdığını savunuyor. Washington'un yaptırım rejimleri, ekstra bölgesel yasalar ve uluslararası mahkemelere yönelik eleştirel tutumu, Pekin'in bu alandaki hoşnutsuzluğunu artıran faktörler arasında. Çin, bu duruma karşı kendi hukuki araçlarını geliştiriyor: Yeni uluslararası kurumlar kuruyor, ikili anlaşmalarda hukuki maddeleri güçlendiriyor ve kendi yasalarını diğer ülkelere kabul ettirmeye çalışıyor.
Örneğin, Çin'in kısa süre önce kurduğu Asya Altyapı Yatırım Bankası (AIIB) ve İpek Yolu Ekonomik Kuşağı girişimleri, uluslararası finans ve ticaret kurallarını yeniden yazma potansiyeli taşıyor. Ayrıca, Çin'in dijital alanda attığı adımlar – veri güvenliği ve yapay zeka yönetişimi konusundaki küresel inisiyatifleri – Washington'un teknoloji hegemonyasına karşı bir hukuki alternatif oluşturma çabası olarak değerlendiriliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu strateji, yalnızca ABD ile ilişkileri etkilemekle kalmıyor; aynı zamanda gelişmekte olan ülkeler üzerinde de önemli bir etki yaratıyor. Çin, Afrika, Latin Amerika ve Asya'daki ülkelere altyapı ve ticaret anlaşmaları sunarken, bu anlaşmalara kendi hukuki çerçevesini yerleştiriyor. Bu durum, Pekin'in 'Küresel Güney' olarak adlandırılan ülkeler nezdindeki nüfuzunu artırıyor.
Ancak bu yaklaşım, çeşitli riskler de barındırıyor. Uluslararası hukukun evrensel ilkeleri yerine ulusal çıkarların öne çıkarılması, Çin'in 'hukukun üstünlüğü' söylemini zayıflatabilir. Ayrıca, Çin'in yaptığı bazı hukuki düzenlemeler, özellikle Güney Çin Denizi'ndeki hak iddiaları ve Hong Kong'a yönelik ulusal güvenlik yasası, Batılı ülkeler tarafından eleştiriliyor. Bu durum, Çin'in hukuki stratejisinin meşruiyeti konusunda tartışmalara yol açıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin'in hukuki hegemonya mücadelesi, Türkiye'yi yakından ilgilendiriyor. Türkiye, hem ABD hem de Çin ile derin ekonomik ve siyasi ilişkilere sahip; bu yeni rekabet, Ankara'nın iki süper güç arasında denge politikası izleme zorunluluğunu artırıyor. Çin'in altyapı yatırımları ve Kuşak-Yol Girişimi, Türkiye'nin bölgesel ticaret hacmini genişletme hedefleriyle örtüşüyor. Ancak Ankara, Pekin'in hukuki standartlarının kendi hukuk sistemiyle çelişebileceği durumlarda dikkatli olmalı. Türkiye'nin kendi hukuki altyapısını güçlendirerek bu yeni küresel hukuk rekabetinden kazançlı çıkabileceği değerlendiriliyor.