Çin, Güney Çin Denizi'ndeki tartışmalı sularda fiili kontrolünü hukuki ve idari düzenlemelerle kalıcı hale getirmek için yeni bir strateji izliyor. Pekin yönetimi, bölgedeki ada ve resiflerde inşa ettiği askeri ve sivil altyapıyı, uluslararası hukuk normlarıyla uyumlu göstermeye çalışırken, aynı zamanda balıkçılık anlaşmaları ve enerji arama faaliyetleriyle egemenlik iddialarını pekiştiriyor. Bu hamleler, Güneydoğu Asya ülkeleri ve ABD'nin tepkisini çekerken, bölgedeki gerilimi de artırıyor.
Gelişmenin Arka Planı
Çin, 2016 yılında Lahey'deki Daimi Tahkim Mahkemesi'nin kararının ardından bölgedeki iddialarını "dokuz çizgi" haritasına dayandırmaya devam ediyor. Mahkeme, Çin'in tarihi hak iddialarını reddetmiş ancak Pekin bu kararı tanımadığını açıklamıştı. Son dönemde ise Çin, işgal ettiği bölgelerdeki varlığını artırmak için yeni adımlar atıyor. Özellikle Filipinler ile yaşanan Scarborough Shoal (Huangyan Adası) gerilimi, bölgedeki en sıcak çatışma noktalarından biri haline geldi. Çin sahil güvenlik gemileri, Filipinli balıkçıların bölgeye girişini engellerken, Manila yönetimi uluslararası topluma çağrıda bulunuyor.
Pekin ayrıca, işgal altındaki adalarda sivil yerleşimler kurarak ve turizm faaliyetleri başlatarak bölgeyi "normalize" etmeye çalışıyor. Bu kapsamda, 2023 yılında Fiery Cross Reef'te (Yongshu Jiao) yeni bir havaalanı pisti ve liman tesisleri tamamlandı. Çin hükümeti, bu yapıların arama kurtarma ve denizcilik güvenliği için kullanıldığını savunsa da, askeri amaçlarla kullanılması bölge ülkelerini endişelendiriyor.
Uzmanlara göre Çin, bu adımlarla bölgedeki uluslararası sularda sivil gemilerin geçişini kontrol etmeyi ve böylece fiili bir kontrol bölgesi oluşturmayı hedefliyor. Bu strateji, Çin'in "ulusal denizcilik gücü" vizyonunun bir parçası olarak değerlendiriliyor ve 2035 yılına kadar bölgede tam hakimiyet kurmayı öngören uzun vadeli planlarla destekleniyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Çin'in Güney Çin Denizi'ndeki bu yeni stratejisi, yalnızca Güneydoğu Asya ülkelerini değil, küresel deniz ticareti ve enerji güvenliğini de doğrudan etkiliyor. Bölge, dünya ticaretinin yaklaşık üçte birinin geçtiği stratejik bir deniz yolu konumunda. ABD, bu nedenle bölgedeki müttefikleriyle ortak devriyeler düzenlerken, Japonya ve Avustralya da Filipinler, Vietnam ve Malezya ile deniz güvenliği iş birliğini artırıyor.
Çin'in bölgedeki artan baskısı, ASEAN ülkeleri arasında da görüş ayrılıklarına yol açıyor. Kamboçya ve Laos gibi ülkeler Pekin'e yakın dururken, Filipinler, Vietnam ve Malezya daha güçlü bir uluslararası tepki talep ediyor. Öte yandan Çin, bölgedeki ekonomik bağımlılığı kullanarak ülkeler arasındaki dayanışmayı zayıflatmaya çalışıyor. Örneğin, yeni balıkçılık anlaşmaları ve enerji projeleriyle bazı ülkelerin ekonomik çıkarlarını gözeterek onları yanına çekmeyi hedefliyor.
ABD'nin Hint-Pasifik stratejisi kapsamında bölgeye yönelik artan ilgisi, büyük güç rekabetini daha da kızıştırıyor. Washington, Çin'in bölgedeki askeri yığınak yapmasını kınarken, Filipinler'deki üslerine yeniden erişim sağlayarak caydırıcılığı artırmak istiyor. Bu durum, Güney Çin Denizi'ni yeni bir soğuk savaş cephesine dönüştürme riski taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Güney Çin Denizi'ndeki bu gelişmeleri doğrudan bir taraf olmasa da dolaylı olarak etkilenebilecek ülkeler arasında yer alıyor. Türkiye'nin deniz ticaret filosu ve enerji ithalatı, bu bölgedeki güvenlik durumundan doğrudan etkilenebilir. Ayrıca, Çin ile Türkiye arasındaki ticaret hacmi ve Kuşak-Yol Projesi kapsamındaki iş birlikleri, bölgedeki istikrarın korunmasını Ankara için önemli kılıyor. Türkiye'nin uluslararası hukuka dayalı denizcilik anlayışı, Çin'in tek taraflı iddialarına karşı deniz hukuku kurallarının işletilmesi gerektiğini savunan ülkelerle uyumlu. Bu nedenle Türkiye, bölgesel barışın korunması ve ticaret yollarının güvenliğinin sağlanması yönünde diplomatik girişimleri destekleyebilir.