Pekin'in kendine özgü 'görkemli inşaat' merakı, ülkeyi devasa altyapı projelerine milyarlarca dolar harcamaya itiyor. Ancak bu harcamaların bir kısmı atıl durumda kalan binalar, kullanılmayan yüksek hızlı tren hatları ve boş kalan yeni şehirlerle sonuçlanıyor. Çin'in bu görünüşte verimsiz harcama alışkanlığının ardında yatan politik ve ekonomik dinamikler, hem ülke içinde hem de uluslararası arenada dikkatle izleniyor. Bu eğilimin sürmesi, Çin'in ekonomik büyüme modelini ve küresel talebi şekillendirme kapasitesini doğrudan etkiliyor.
Gösterişli Projelerin Ekonomi Politiği
Çin yönetimi, ekonomik büyümeyi canlı tutmak ve ulusal prestiji artırmak için iddialı inşaat projelerini bir araç olarak kullanıyor. Pekin, yeni havalimanları, devasa köprüler, yapay adalar ve tümüyle yeni şehirler inşa ediyor. Bu projeler, kısa vadede istihdam yaratıyor ve birçok sektörü canlandırıyor. Ancak eleştirmenler, bu harcamaların büyük bir kısmının ekonomik getirisi olmadığını ve 'beyaz filler'e dönüştüğünü savunuyor. Örneğin, ülkenin dört bir yanında inşa edilen bazı yüksek hızlı tren istasyonları günde sadece birkaç yolcuya hizmet verirken, devasa fuar merkezleri ve kongre binaları yılın büyük bölümünde boş duruyor.
Bu durum, Çin'in büyüme modelinin sürdürülebilirliği konusunda soru işaretleri yaratıyor. Çin, tarihsel olarak yatırım odaklı bir büyüme modeli izledi; ancak bu modelin artık tükendiği yönünde tartışmalar var. Pekin, tüketimi teşvik eden bir ekonomiye geçiş yapmak istiyor ancak yerel yönetimler ve devlete ait işletmeler, borçlanarak yeni projeler başlatmaya devam ediyor. Merkezi otoritenin bu harcamaları kısma girişimleri, yerel yönetimlerin direnişiyle karşılaşıyor; çünkü inşaat sektörü, birçok bölgede ekonomik büyümenin ve istihdamın tek motoru konumunda.
Küresel Yansımalar ve Doğu’nun Süper Gücü
Çin'in bu harcama alışkanlığı, küresel ekonomide de dalgalanmalara yol açıyor. Çin'in devasa talep yaratması, çelik, çimento ve diğer emtia fiyatlarını yukarı çekiyor. Aynı zamanda, Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında yurt dışında gerçekleştirdiği altyapı yatırımları, katılımcı ülkelerde borç tuzağı ve bağımlılık endişelerine neden oluyor. Sri Lanka'nın Hambantota Limanı ve Pakistan'ın Gwadar Limanı gibi projeler, ödeme güçlüğü çeken ülkelerin varlıklarının Çin'e devredilmesiyle sonuçlanmıştı.
Batılı ülkeler, bu modeli 'borç tuzağı diplomasisi' olarak nitelendirirken, Çin bu eleştirileri reddediyor ve yatırımlarının kalkınma dostu olduğunu savunuyor. Bununla birlikte, Çin'in kendi içindeki borç sorunu da büyüyor; yerel yönetim borçlarının 2023 itibarıyla 40 trilyon yuanı (yaklaşık 5,6 trilyon dolar) aştığı tahmin ediliyor. Bu borçların çoğu, getirisi düşük altyapı projelerine yönlendirilmiş durumda. Pekin, bu dengesizliği düzeltmek için reformlar yapacağını söylese de, kısa vadeli ekonomik hedefler ve istihdam kaygıları, atıl harcamaları engellemeye yetmiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin'in altyapı yatırımına dayalı büyüme modeli ve Kuşak ve Yol Girişimi, Türkiye'yi de doğrudan ilgilendiriyor. Türkiye, Çin'in Avrupa'ya açılan kapısı olarak stratejik bir konumda bulunuyor. Ancak, Çin'in iştahını kaybetmesi veya ekonomisinde bir yavaşlama, küresel talebi düşürebilir ve Türkiye'nin ihracatını olumsuz etkileyebilir. Öte yandan, Türkiye'nin de büyük altyapı projelerine yatırım yapma eğilimi var; bu nedenle Çin modelinin başarısızlıkları, Türkiye için bir uyarı niteliği taşıyor. Kamu-özel işbirliği projeleri ve hızlı tren hatlarının verimliliği, Çin'deki örneklerinde olduğu gibi yakından takip edilmeli. Ayrıca, Çin'in iç talebindeki dalgalanmalar, Türkiye'nin ihraç ettiği emtiaların fiyatlarını doğrudan etkileyecektir.