Washington, son on yıldır ticaret ortaklarıyla ilişkilerinde ticaret politikasını ve ABD pazarına erişimi, daha geniş ekonomik güvenlik önceliklerini ilerletmek için defalarca kullandı. Trump yönetiminin 1 Temmuz'da yürürlüğe giren zorunlu altı yıllık gözden geçirme sürecinde ABD-Meksika-Kanada Anlaşması'nı (USMCA) yenilememe kararı, bu stratejinin en son örneği olarak dikkat çekiyor. Bu hamle, özellikle Çin'in küresel ticaretteki artan etkisi göz önüne alındığında, Kuzey Amerika ticaret bloğunun geleceğine ilişkin soruları gündeme getiriyor.
Gelişmenin Arka Planı
ABD, Kanada ve Meksika arasındaki USMCA, 2020 yılında NAFTA'nın yerini alarak yürürlüğe girmişti. Anlaşmanın 1 Temmuz 2026'da yapılması planlanan ortak gözden geçirme toplantısı, tarafların anlaşmayı uzatıp uzatmama veya değişiklik yapma kararı alacağı kritik bir süreç olarak görülüyor. Ancak Trump yönetiminin bu süreci başlatmaması, anlaşmanın geleceğini belirsizliğe sürüklüyor. Uzmanlar, bu tutumun ABD'nin ticaret politikasında giderek daha fazla ön plana çıkan ekonomik güvenlik kaygılarından kaynaklandığını belirtiyor. Özellikle Çin'in tedarik zincirlerindeki hakimiyeti, ABD'nin müttefiklerini bile bu zincirleri çeşitlendirmeye zorluyor.
ABD yönetimi, son yıllarda Çin'e yönelik teknoloji transferi kısıtlamaları, tarifeler ve yatırım denetimleri gibi çeşitli önlemler alarak ekonomik güvenliğini önceliklendirdi. Bu bağlamda, USMCA'nın gözden geçirilmemesi kararı, Kanada ve Meksika'ya Çin ile olan ticari ilişkilerini gözden geçirmeleri yönünde bir mesaj olarak yorumlanıyor. Özellikle Meksika'nın Çin'den artan ithalatı ve Kanada'nın Çin'e yönelik enerji ihracatı, ABD'nin endişeleri arasında yer alıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu gelişme, sadece Kuzey Amerika ticaretini değil, aynı zamanda küresel ticaret dengelerini de etkileme potansiyeline sahip. ABD, Çin'in ticaret akışlarını kontrol altına almak için müttefiklerini kendi yörüngesine çekmeye çalışıyor. Kanada ve Meksika ise Çin ile olan ekonomik bağlarını tamamen koparmak istemiyor; zira Çin, her iki ülke için de önemli bir ticaret ortağı konumunda. Meksika, Çin'den otomotiv parçaları ve elektronik ithal ederken, Kanada, Çin'e tarım ürünleri ve enerji ihraç ediyor. Bu durum, ABD'nin talepleri ile müttefiklerinin ekonomik çıkarları arasında bir gerilim yaratıyor.
Öte yandan, ABD'nin bu tutumu, Çin'in Küresel Güney ülkeleriyle olan ticari ilişkilerini güçlendirmesine de zemin hazırlayabilir. Çin, son yıllarda Asya-Pasifik bölgesinde RCEP gibi ticaret anlaşmalarıyla etkisini artırırken, ABD'nin korumacı politikaları, diğer ülkeleri Çin'e daha da yakınlaştırabilir. Uzmanlar, ABD'nin bu stratejisinin kısa vadede ekonomik güvenlik sağlasa da, uzun vadede ticaret savaşlarını derinleştirebileceği ve küresel ticaret sistemini daha da parçalayabileceği uyarısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin ticaret politikasını ekonomik güvenlik ekseninde yeniden şekillendirmesi, Türkiye'yi de yakından ilgilendiriyor. Türkiye, hem ABD hem de Çin ile önemli ticari ilişkilere sahip. ABD'nin Çin'e yönelik sert tutumu, Türkiye'nin tedarik zincirlerini çeşitlendirme çabalarını etkileyebilir. Ayrıca, ABD'nin müttefiklerinden beklediği uyum, Türkiye'nin Çin ile olan ekonomik iş birliğini de gündeme getirebilir. Ancak Türkiye, bağımsız dış politika anlayışı çerçevesinde, bu tür baskılara karşı dengeli bir yaklaşım sergilemeye çalışıyor. Önümüzdeki dönemde, ABD'nin bu politikasının Türkiye'nin ticaret anlaşmaları ve yatırım kararları üzerindeki etkisini izlemek önem taşıyor.