ABD ve 40 ülke, Çin'in geçen ay Pasifik'te gerçekleştirdiği nadir kıtalararası balistik füze testinin ardından, uzun menzilli balistik füze fırlatmalarından en az 24 saat önce bildirim yapılması çağrısında bulundu. Ortak açıklamada, bu tür fırlatmaların kaza ve askeri yanlış hesaplama risklerini artırdığı belirtilerek, şeffaflık ve güven artırıcı önlemlerin önemi vurgulandı.
Gelişmenin Arka Planı
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ve 40 ülkenin temsilcisi tarafından yayınlanan ortak bildiride, Çin'in 25 Eylül'de Pasifik Okyanusu'na fırlattığı DF-31AG kıtalararası balistik füzenin, bölgede ciddi endişelere yol açtığı ifade edildi. Bu test, Çin'in 1980'den bu yana Pasifik'te yaptığı ilk kıtalararası balistik füze denemesi olarak kayıtlara geçti. Bildiride, fırlatmanın önceden duyurulmamasının, hava ve deniz trafiği için potansiyel tehlike oluşturduğu ve iki taraf arasında yanlış anlaşılmalara yol açabileceği kaydedildi.
ABD yönetimi, Çin'in bu tür testlerden önce bildirim yapmasının, özellikle Asya-Pasifik bölgesinde askeri gerilimi düşüreceğini ve nükleer silahlanma yarışının önüne geçeceğini savunuyor. Uzmanlar, bu çağrının yalnızca güvenlik kaygılarından değil, aynı zamanda Çin'in artan askeri kapasitesine karşı uluslararası bir baskı oluşturma amacı taşıdığını belirtiyor. Çin ise daha önce yaptığı açıklamalarda, füze testlerinin uluslararası hukuka uygun olduğunu ve hiçbir ülkenin karasularını ihlal etmediğini savunmuştu.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Çin'in füze testi, başta Japonya, Güney Kore, Tayvan ve Avustralya olmak üzere bölge ülkelerinde güvenlik endişelerini artırdı. Japonya Başbakanı Şigeru İşiba, testin bölgesel istikrarı tehdit ettiğini söylerken, Güney Kore de benzer bir açıklama yaptı. ABD ise bu testin, Çin'in nükleer cephaneliğini hızla genişlettiğinin bir göstergesi olduğunu ve bunun uluslararası güvenlik mimarisini zorladığını ifade etti.
Ortak bildiride, 24 saat önceden bildirim yapılmasının yanı sıra, fırlatma koordinatlarının ve uçuş güzergahının paylaşılması da talep edildi. Bu öneri, Soğuk Savaş döneminde ABD ve SSCB arasında imzalanan 1988 tarihli Balistik Füze Fırlatma Bildirimi Anlaşması’na benzer bir mekanizmayı andırıyor. Uzmanlar, bu tür bir düzenlemenin yalnızca askeri kazaları önlemekle kalmayıp, aynı zamanda büyük güçler arasındaki stratejik rekabetin kontrol altına alınmasına da yardımcı olabileceğini belirtiyor.
Ancak Çin'in bu çağrıya nasıl yanıt vereceği belirsiz. Pekin yönetimi, füze testlerini egemenlik hakkı olarak gördüğünü ve dışarıdan gelecek müdahalelere kapalı olduğunu sık sık dile getiriyor. Bu nedenle, ABD ve müttefiklerinin bu girişiminin kısa vadede sonuç vermesi beklenmiyor. Öte yandan, Çin'in 2020'de imzaladığı Yeni START anlaşmasına katılması yönündeki çağrılar da sonuçsuz kalmıştı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin NATO müttefiki olarak füze savunma sistemleri ve kitle imha silahlarının yayılması konularındaki hassasiyetini doğrudan ilgilendiriyor. Türkiye, uzun süredir balistik füze programlarını geliştiren ve bu konuda uluslararası endişeleri bulunan bir ülke olarak, küresel füze kontrol rejimlerinin güçlendirilmesinden yana. Ancak Türkiye'nin kendi füze programları göz önüne alındığında, bu tür çağrıların Ankara tarafından dikkatle değerlendirilmesi gerekiyor. Ayrıca, Asya-Pasifik'te artan gerilim, Türkiye'nin ekonomik ve ticari ilişkilerini etkileyebilecek düzeyde bir bölgesel istikrarsızlık yaratma potansiyeli taşıyor. Bu nedenle, Türkiye'nin hem NATO içindeki yükümlülüklerini yerine getirerek hem de kendi ulusal çıkarlarını koruyarak bu süreçte dengeleyici bir rol oynaması beklenebilir.