Pekin, küresel ekonomik düzende köklü bir değişime yol açan ikili bir strateji izliyor. Bir yandan yapay zeka ve yarı iletkenler gibi ileri teknoloji alanlarına büyük yatırımlar yaparken, diğer yandan tekstil, mobilya ve temel tüketim malları gibi düşük teknolojili üretimdeki hakimiyetini sürdürüyor. Bu ‘çifte Çin şoku’, hem gelişmiş ekonomileri (ABD, AB ülkeleri) hem de gelişmekte olan ülkeleri (Hindistan, Meksika, Vietnam) aynı anda baskı altına alıyor. Çin’in bu çok yönlü hamlesi, küresel tedarik zincirlerini yeniden şekillendirirken, diğer ülkelerin sanayi politikalarını da radikal biçimde etkiliyor.
Stratejinin Arka Planı: Endüstriyel Çeşitlendirme ve Pazar Hakimiyeti
Çin’in ekonomik kalkınma modeli, geleneksel olarak düşük maliyetli işgücüne dayalı imalatla başladı. Ancak son yirmi yılda, ülke ‘Made in China 2025’ gibi programlarla yüksek teknolojiye yöneldi. Beklenmedik gelişme ise, düşük teknolojili alanlardan tamamen çekilmek yerine bu alanlardaki pozisyonunu güçlendirmesi oldu. Örneğin, Çin 2023’te dünya tekstil ihracatının %35’ini elinde tutarken, aynı yıl elektrikli araç bataryalarında küresel üretimin %60’ından fazlasını gerçekleştirdi. Bu çifte strateji, Çin’in hem istihdamı korumasına hem de stratejik sektörlerde tedarik güvenliğini sağlamasına olanak tanıyor. Uzmanlara göre, Pekin’in amacı ‘orta gelir tuzağı’ndan kaçınmak ve aynı anda birden fazla teknolojik seviyede rekabet avantajını sürdürmek.
Bu durum, gelişmekte olan ülkeler için özellikle zorlayıcı. Vietnam, Bangladeş ve Hindistan gibi ülkeler, düşük ücret avantajıyla Çin’in bıraktığı alanları doldurmayı umuyordu. Ancak Çin, düşük teknolojili sektörlerde verimliliği artırarak ve otomasyona yatırım yaparak bu ülkelerin fiyat avantajını etkisiz hale getiriyor. Örneğin, bir Çinli tekstil işçisi 2010’da Bangladeşli bir işçiden beş kat daha fazla üretiyorken, 2023’te bu fark yedi kata çıktı. Otomasyon ve ölçek ekonomisi sayesinde Çin, birim işgücü maliyetlerini düşük tutmayı başarıyor.
Küresel Yansımalar: Ticaret Savaşları ve Tedarik Zinciri Dönüşümü
Çin’in bu ikili hamlesi, küresel ticaret dinamiklerini kökten değiştiriyor. Gelişmiş ekonomiler, ileri teknoloji transferini engellemek için yaptırımlar ve ihracat kontrolleri uygularken (ABD’nin çip kısıtlamaları gibi), aynı zamanda düşük teknolojili ithalata bağımlı kalmaya devam ediyor. ABD Ticaret Temsilciliği verilerine göre, Çin’den yapılan düşük teknolojili ürün ithalatı 2023’te 2018’e kıyasla %12 arttı. Bu durum, ‘decoupling’ (ayrışma) söylemlerine rağmen pratikte bağımlılığın sürdüğünü gösteriyor. Öte yandan, Çin’in yüksek teknoloji alanındaki ilerlemesi, Batılı ülkeleri kendi üretim kapasitelerini artırmaya zorluyor. Avrupa Birliği, ‘Yarı İletkenler Yasası’ ile 2030’a kadar küresel çip üretimindeki payını %20’ye çıkarmayı hedefliyor. Ancak bu tür girişimler zaman ve büyük yatırımlar gerektiriyor.
Gelişmekte olan ülkeler ise daha zor durumda. Düşük maliyet avantajını kaybeden bu ülkeler, Çin’in yanı sıra birbirleriyle de kıyasıya rekabet ediyor. Meksika, ABD pazarına yakınlığı nedeniyle bir miktar sıçrama yaparken, Güneydoğu Asya ülkeleri otomasyona yatırımla yanıt vermeye çalışıyor. Dünya Bankası’na göre, 2020-2023 arasında Çin dışındaki gelişmekte olan ülkelerin küresel imalat ihracatındaki payı sadece 1,2 puan arttı; bu, 2000’li yılların ortalamasının oldukça altında. Uzmanlar, Çin’in bu ‘sandviç’ stratejisinin, gelişmekte olan ülkelerin sanayileşme çabalarını ciddi şekilde engelleyebileceği uyarısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, bu yeni küresel ekonomik düzende hem fırsatlar hem de risklerle karşı karşıya. Çin’in düşük teknolojili üretime devam etmesi, Türk ihracatçılarının tekstil, mobilya ve hazır giyim gibi sektörlerde rekabet gücünü doğrudan etkiliyor. Çinli firmaların otomasyon ve verimlilik avantajı karşısında Türkiye’nin de benzer teknolojik dönüşümü hızlandırması gerekiyor. Diğer yandan, Çin’in yüksek teknoloji alanındaki yükselişi, Türkiye için yeni işbirliklerine kapı aralayabilir: Özellikle elektrikli araç bataryaları ve yenilenebilir enerji ekipmanları konusunda karşılıklı bağımlılık artırılabilir. Ancak Türkiye’nin, Çin’e olan ticari bağımlılığını (2023’te 45 milyar doları aşan ithalat) çeşitlendirmesi ve kendi sanayi politikasını bu yeni gerçekliğe göre revize etmesi hayati önem taşıyor. Aksi takdirde, ‘orta gelir tuzağına’ sıkışma riski artabilir.