Yıllardır Çin'den küresel ayrışma (decoupling) söylemi ve Hindistan ile Vietnam gibi gelişmekte olan ekonomilerin yakında Çin'in yerini alarak “dünyanın fabrikası” olabileceği spekülasyonları sürüyor. Ancak Hindistanlı donanım mühendisi Neeraj Arora için Hindistan'ın elektronik üretim sektöründeki büyümesi, Çin'e olan bağımlılığı ortadan kaldırmadı. Arora, bileşen tedariki, üretim ölçeği ve tedarik zinciri ekosistemi açısından Çin'in hâlâ vazgeçilmez olduğunu belirtiyor. Bu durum, küresel ekonominin Çin'siz bir üretim düzenine geçişinin sanıldığı kadar hızlı ve kolay olmadığını gözler önüne seriyor.
Ayrışma söylemi ve gerçekler
Çin'den ayrışma tartışmaları, özellikle ABD-Çin ticaret savaşı ve Kovid-19 salgını sonrasında hız kazandı. Birçok ülke ve şirket, tedarik zincirlerini çeşitlendirmek ve Çin'e olan bağımlılığı azaltmak için alternatif üretim merkezleri aradı. Hindistan, Vietnam, Meksika ve Doğu Avrupa ülkeleri bu süreçte öne çıkan adresler oldu. Ancak bu ülkelerdeki üretim artışına rağmen, Çin'in sahip olduğu kapsamlı tedarikçi ağı, nitelikli işgücü havuzu, altyapı ve ölçek ekonomisi gibi avantajlar kısa vadede kolayca ikame edilemiyor.
Neeraj Arora'nın deneyimi de bu tabloyu doğruluyor. Hindistan'da elektronik üretimi hızla büyüse de, kritik bileşenlerin çoğu hâlâ Çin'den tedarik ediliyor. Hindistan'ın yerel üretim kapasitesi artana kadar Çin'e olan bağımlılık devam edecek. Benzer şekilde Vietnam da tekstil, ayakkabı ve bazı elektronik ürünlerde önemli bir üretim üssü haline geldi, ancak bu ülke de ara mal ve makine ekipmanı konusunda Çin'e bağımlı.
Uzmanlar, Çin'in “dünyanın fabrikası” rolünün tamamen sona ermesinin on yıllar alabileceğini, hatta bazı sektörlerde hiç gerçekleşmeyebileceğini belirtiyor. Zira Çin, sadece nihai ürün montajında değil, aynı zamanda ara mal, makine ve teknoloji tedarikinde de küresel ekonominin merkezinde yer alıyor. Bu nedenle, alternatif üretim merkezleri yükselse bile, Çin'in tedarik zincirindeki merkezi konumu kolay kolay sarsılmayacak gibi görünüyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Çin'den ayrışma tartışmaları, küresel ticaret ve jeopolitik dengeler açısından da önemli sonuçlar doğuruyor. ABD öncülüğünde şekillenen “friend-shoring” ve “near-shoring” politikaları, tedarik zincirlerinin müttefik ülkelere kaydırılmasını hedefliyor. Ancak bu süreç, maliyetleri artırıyor ve küresel enflasyon üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturuyor. Öte yandan, Çin'in üretimdeki merkezi rolünü sürdürmesi, Asya-Pasifik bölgesinde ekonomik entegrasyonun devam etmesi anlamına geliyor. Bölge ülkeleri, Çin ile ticari ilişkilerini koparmak yerine dengeli bir politika izlemeye çalışıyor. Hindistan ve Vietnam gibi ülkeler ise hem Çin'den gelecek yatırımları çekmeye hem de kendi üretim kapasitelerini geliştirmeye odaklanmış durumda. Bu denge, önümüzdeki dönemde küresel ticaretin şekillenmesinde belirleyici olacak.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, son yıllarda tedarik zinciri çeşitlendirmesinde önemli bir alternatif üretim üssü olarak öne çıkıyor. Ancak Çin'e olan bağımlılık, Türk sanayisi için de geçerli. Özellikle ara mal ve makine ekipmanı ithalatında Çin önemli bir tedarikçi konumunda. Hindistan ve Vietnam örneklerinde olduğu gibi, Türkiye'nin de üretim kapasitesini artırması ve katma değerli ürünlerde rekabet gücünü yükseltmesi gerekiyor. Ayrıca, Çin'den ayrışma söyleminin küresel ticaret kurallarını değiştirmesi, Türkiye'nin dış ticaret politikasını ve ekonomik güvenliğini yakından ilgilendiriyor. Türkiye, hem Çin ile ekonomik ilişkilerini sürdürmeli hem de Batı ile tedarik zinciri işbirliklerini güçlendirmeli. Bu denge, Türkiye'nin jeostratejik konumunu daha da önemli kılacak.