Çin, Çarşamba günü itibarıyla ABD'den bu yılın en büyük günlük soya fasulyesi alımını gerçekleştirdi. ABD Tarım Bakanlığı verilerine göre, Çinli alıcılar 2029/30 sezonu için 297 bin metrik ton soya fasulyesi siparişi verdi. Bu gelişme, ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping arasında Kasım ayında yapılan zirvede varılan mutabakatın hayata geçirilmeye başlandığı yönünde yorumlanıyor. Zirvede iki liderin, ticaret savaşını sona erdirme ve tarım ürünleri alımlarını artırma konusunda prensipte anlaştıkları bildirilmişti. Soya fasulyesi, ABD'nin Çin'e ihraç ettiği en önemli tarım ürünlerinden biri ve iki ülke arasındaki ticaret geriliminin simgesi haline gelmişti.
Gelişmenin arka planı: Ticaret savaşının gölgesinde tarım
ABD-Çin ticaret savaşı 2018 yılında Trump yönetiminin Çin'den ithal edilen ürünlere ek gümrük vergileri uygulamasıyla başlamıştı. Çin de misilleme olarak ABD soya fasulyesine yüzde 25 ek vergi getirmişti. Bu durum, ABD'li çiftçileri olumsuz etkilemiş ve soya fasulyesi stoklarının artmasına neden olmuştu. 2020 yılında imzalanan Birinci Aşama Ticaret Anlaşması ile Çin, belirli bir miktarda ABD tarım ürünü almayı taahhüt etmişti. Ancak Covid-19 salgını ve sonrasındaki ekonomik yavaşlama nedeniyle alımlar hedeflerin gerisinde kalmıştı. 2024 Kasım ayındaki Xi-Trump zirvesi, ticaret savaşının yeniden alevlenmesi endişelerini azaltmış ve iki ülke arasındaki ticari ilişkilerde bir yumuşama döneminin habercisi olarak görülmüştü.
Son alım, bu yumuşama sürecinin somut bir yansıması olarak kabul ediliyor. Çin, ABD soya fasulyesine uyguladığı yüksek gümrük vergilerini kaldırmasa da, alımları artırarak Washington'a olumlu sinyal gönderiyor. Uzmanlar, bu hamlenin aynı zamanda Çin'in iç piyasasındaki yem talebini karşılamak için de önemli olduğunu belirtiyor. Çin, dünyanın en büyük soya fasulyesi ithalatçısı ve ihtiyacının büyük kısmını ABD, Brezilya ve Arjantin'den karşılıyor. ABD ile ilişkilerdeki bu olumlu adım, Brezilya gibi diğer tedarikçileri de yakından ilgilendiriyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Ticaret savaşının sonu mu?
Bu gelişmenin küresel ticaret ve jeopolitik açıdan önemli yansımaları bulunuyor. ABD ve Çin arasındaki ticaret gerilimi, yalnızca iki ülkeyi değil, aynı zamanda tüm küresel tedarik zincirlerini etkilemişti. Özellikle tarım ürünleri, elektronik ve otomotiv gibi sektörlerde belirsizlik yaratan bu savaş, dünya ticaret hacminin daralmasına yol açmıştı. İki ülkenin birbirine bağımlılığı, ticaret savaşının tamamen sona ermesini zorlaştırsa da, son alım kararı tarafların diyalog yoluyla sorunları çözmeye istekli olduğunu gösteriyor.
Uzmanlar, bu alımın ABD'li çiftçiler üzerinde olumlu bir etki yaratacağını ve Trump yönetiminin tarım politikalarına destek sağlayacağını düşünüyor. Ancak Çin'in alımlarını sürdürüp sürdürmeyeceği ve taahhütlerini ne ölçüde yerine getireceği henüz net değil. Ayrıca, yüksek teknoloji alanındaki rekabet ve Tayvan sorunu gibi diğer konular ticari mutabakatın önünde engel olarak duruyor. Bu nedenle, son alım bir dönüm noktası olarak görülse de, ticaret savaşının tamamen sona erdiği anlamına gelmiyor.
Asya-Pasifik bölgesinde ise bu gelişme, Çin'in bölgesel ticaret ortaklarıyla olan ilişkilerini de etkileyebilir. Çin, ABD'den yaptığı alımları artırarak, RCEP (Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık) gibi bölgesel ticaret anlaşmaları kapsamında taahhütlerini de yerine getirmiş oluyor. Bu durum, Çin'in bölgedeki ekonomik liderlik rolünü pekiştirebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD ve Çin arasındaki ticaret savaşından dolaylı olarak etkilenmiş bir ülke. Özellikle tarım ürünleri fiyatlarındaki dalgalanmalar ve küresel arz zincirindeki aksamalar, Türkiye'nin ithalat maliyetlerini artırmıştı. ABD-Çin ticaretinde yumuşama, küresel ticaretin canlanmasına ve fiyat istikrarına katkı sağlayabilir. Türkiye, soya fasulyesi gibi temel tarım ürünlerinde ithalata bağımlı olduğu için, küresel fiyatlardaki düşüşten olumlu etkilenebilir. Ayrıca, ABD ve Çin arasındaki ilişkilerin normalleşmesi, Türkiye'nin iki ülkeyle de ticari ve diplomatik ilişkilerini dengelemesi açısından fırsatlar sunabilir. Ancak, jeopolitik rekabetin devam etmesi halinde Türkiye'nin bu iki güç arasında manevra yapması daha karmaşık hale gelebilir.