Çin, organize suçla mücadele kapsamında yeni bir kolluk operasyonu başlattı. Ancak bu operasyon, hukukçular arasında adil yargılanma ve haksız mahkumiyet endişelerini yeniden gündeme getirdi. Ülkenin güneybatısındaki Sichuan eyaletine bağlı Mianyang kentinde emlak geliştiricisi olan Zeng Jianbin, “çete lideri” olmakla suçlanarak 20 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 2023 yılında Mianyang Orta Halk Mahkemesi, Zeng'i kargaşa çıkarmak dahil dokuz ayrı suçtan hüküm giydirdi. Bu karar, Çin’in 2018’de başlattığı ve 2021’de resmi olarak sona erdiği ancak uzmanlara göre farklı biçimlerde devam eden kapsamlı çete karşıtı kampanyanın yeni bir aşaması olarak değerlendiriliyor.
Operasyonun arka planı ve hukuki tartışmalar
Çin hükümeti, 2018 yılında başlattığı “Suçla Mücadele ve Kötülüğü Ortadan Kaldırma” (Sao Hei E) kampanyası kapsamında binlerce kişiyi “çete” ve “mafya” suçlamasıyla yargılamıştı. Resmi rakamlara göre üç yıl içinde 1,4 milyondan fazla kişi hakkında soruşturma başlatılmış, 18 bini aşkın “çete benzeri suç örgütü” çökertildiği açıklanmıştı. Ancak bu süreçte birçok hukukçu, suçlamaların muğlak tanımlara dayandığını ve cezaların orantısız olduğunu dile getirmişti.
Yeni operasyon, özellikle ekonomik suçları da kapsayacak şekilde genişletilmiş görünüyor. Zeng Jianbin’in davasında olduğu gibi, iş insanları da hedef alınabiliyor. Zeng, hakkındaki suçlamaların ticari anlaşmazlıklardan kaynaklandığını ve hukuki sürecin adil olmadığını savundu. Avukatları, müvekkilinin ifadelerinin baskı altında alındığını, delillerin yetersiz olduğunu ve mahkemenin siyasi etki altında karar verdiğini ileri sürüyor. Uluslararası insan hakları örgütleri de benzer endişeleri dile getiriyor; Çin’deki çete suçlamalarının genellikle belirsiz kriterlere dayandığını, avukatların savunma yapma kapasitelerinin kısıtlandığını ve itiraz süreçlerinin etkisiz olduğunu vurguluyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Çin’deki bu operasyonlar yalnızca iç hukuk düzenini değil, aynı zamanda ülkenin uluslararası itibarını da etkiliyor. Yabancı yatırımcılar, hukukun üstünlüğü konusundaki belirsizlikler nedeniyle Çin pazarına girmekte tereddüt ediyor. Özellikle batılı şirketler, iş ortaklarının veya yerel yöneticilerin keyfi suçlamalarla karşı karşıya kalabileceği endişesiyle risk analizlerini yeniden yapıyor. Çin hükümeti ise operasyonların toplumsal düzeni sağlamak ve yasadışı faaliyetlerle mücadele etmek için gerekli olduğunu savunuyor; bu tür eleştirileri ise “iç işlerine müdahale” olarak nitelendiriyor.
Bu durum, Çin’in “küresel güvenlik girişimi” gibi yeni dış politika araçlarıyla da çelişiyor gibi görünüyor. Pekin yönetimi, uluslararası alanda hukukun üstünlüğü vurgusu yaparken, içeride hukukun istismar edildiği yönündeki algılar, ülkenin yumuşak gücüne zarar veriyor. Özellikle Hong Kong ve Şincan’daki uygulamalarla birlikte düşünüldüğünde, Çin’in hukuk sistemi hakkındaki uluslararası endişeler artarak devam ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye ile Çin arasındaki ticari ve diplomatik ilişkiler derinleşirken, Çin’deki hukuki belirsizlikler Türk iş insanları için de risk oluşturabilir. Türk şirketlerinin Çin pazarındaki varlığı arttıkça, yerel ortaklar veya çalışanlarla ilgili benzer hukuki sorunlarla karşılaşma ihtimali gündeme gelebilir. Ayrıca, Türkiye’nin uluslararası hukuk ve adil yargılanma konusundaki hassasiyeti, Çin’deki bu tür uygulamaların ikili ilişkilerde zaman zaman gerginlik yaratma potansiyeli taşıdığını gösteriyor. Öte yandan, Türkiye’nin Uygur meselesinde Çin’e yönelik eleştirileri ile bu operasyonlar birleştiğinde, iki ülke arasındaki hassas dengelerin korunması gerektiği sonucu çıkarılabilir.