Çin'de açıklanan son kredi verileri, Pekin yönetiminin iç talebi canlandırma çabalarının henüz istenen sonucu vermediğini ortaya koydu. Merkez Bankası verilerine göre, Şubat ayında bankaların verdiği yeni krediler piyasa beklentilerinin altında kalırken, hane halkı borçlanmasındaki düşüş dikkat çekti. Özellikle konut kredilerindeki gerileme, emlak piyasasındaki krizin derinleştiğine işaret ediyor. Öte yandan, teknoloji şirketlerine yönelik kredilerdeki artış, hükümetin inovasyon odaklı büyüme stratejisinin tek başına üstesinden gelemediği yapısal sorunları gözler önüne seriyor.
Artan borç yükü, azalan talep
Çin Merkez Bankası’nın yayımladığı verilere göre, Şubat 2025’te toplam yeni kredi hacmi yıllık bazda yüzde 15 azalarak 1,2 trilyon yuana geriledi. Bu düşüş, piyasa beklentilerinin (1,5 trilyon yuan) oldukça altında kaldı. Hane halkı kredileri, özellikle konut kredileri, yüzde 20’lik bir düşüşle 450 milyar yuana indi. Bu durum, emlak sektöründeki krizin hane halkı üzerinde yarattığı borç yükünü ve tüketim iştahındaki zayıflığı yansıtıyor. Kurumsal kredilerde ise sınırlı bir artış görülse de, bunun büyük kısmı devlet destekli altyapı projelerine yöneldi. Özel sektör yatırımlarındaki durgunluk, şirketlerin geleceğe yönelik belirsizlik nedeniyle yeni yatırımlardan kaçındığını gösteriyor.
Teknoloji sektörü, kredi büyümesinde tek istisna olarak öne çıktı. Yapay zeka, yarı iletkenler ve yeşil enerji alanlarındaki şirketlere verilen krediler, yıllık bazda yüzde 25 artarak 300 milyar yuana ulaştı. Bu artış, Pekin’in ‘Made in China 2025’ ve ‘Dijital Çin’ gibi stratejik hedefleri doğrultusunda teknolojiye yaptığı yoğun yatırımın bir sonucu. Ancak uzmanlar, teknoloji sektörünün tek başına ekonomiyi taşıyamayacağını, iç talebin canlanması için daha kapsamlı reformlara ihtiyaç olduğunu vurguluyor.
Küresel ekonomiye yansımaları
Çin ekonomisindeki yavaşlama, dünyanın ikinci büyük ekonomisi olarak küresel tedarik zincirlerini ve emtia fiyatlarını doğrudan etkiliyor. Özellikle Çin’in talebindeki azalma, bakır, demir cevheri ve ham petrol gibi temel emtiaların fiyatlarında düşüşe neden oldu. Bu durum, ihracatı Çin’e bağımlı olan Avustralya, Brezilya ve Endonezya gibi ülkeleri olumsuz etkiliyor. Ayrıca, Çinli tüketicilerin arpa talep azalması, Alman otomobil üreticileri ve lüks markalar gibi çok uluslu şirketlerin gelirlerini baskılıyor. Dünya Bankası ve IMF, Çin’in büyüme tahminlerini aşağı yönlü revize ederken, küresel ekonominin de risk altında olduğu uyarısında bulunuyor.
Uzmanlar, Çin’in kredi politikasında daha fazla gevşemeye gidebileceğini, ancak bunun kısa vadede talebi canlandırmakta yetersiz kalabileceğini belirtiyor. Yapısal sorunların çözümü için gelir dağılımının düzeltilmesi, sosyal güvenlik ağının güçlendirilmesi ve özel sektörün önündeki bürokratik engellerin kaldırılması gerektiği ifade ediliyor. Ancak Pekin yönetiminin reformlardan ziyade, kısa vadeli müdahalelerle sorunu çözmeye çalıştığı gözleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin ekonomisindeki yavaşlama, Türkiye için hem fırsat hem risk taşıyor. Çin’den ithal edilen ara malların maliyeti düşebilir, ancak Türkiye’nin Çin’e yaptığı ihracat (bakır, mermer, tekstil) azalabilir. Ayrıca Çinli turist sayısındaki gerileme, turizm gelirlerini etkileyebilir. Diğer yandan, Çinli şirketlerin Türkiye’deki yatırımları (özellikle teknoloji ve altyapı alanında) alternatif finansman kaynağı olarak görülebilir. Türkiye’nin Asya’daki ekonomik ağırlığa entegre olma çabaları, Çin’deki bu durgunluğa karşı dengeli bir pozisyon almayı gerektiriyor.