Bir önceki yazımda kaldığım yerden devam edeyim. Çin'de geçirdiğim akademik izin döneminde, Şanghay evlilik pazarında ebeveynler tarafından didik didik incelenmenin sarsıntısını yaşıyordum. Fazla yaşlı ve aşırı nitelikli bulunmuştum. Ama eğer hiçbir tetikte ebeveyn beni çocuklarına layık görmediyse, belki de daha kalıcı çevremde biri benimle ilgilenebilirdi.
Evlilik pazarında bir gün
Şanghay'ın ünlü evlilik pazarı, her hafta sonu Renmin Parkı'nda kuruluyor. Burada ebeveynler, çocuklarının fotoğraflarını ve özgeçmişlerini sergileyerek, uygun eş adayları arıyor. Ben de bir yabancı olarak bu ilginç geleneğe tanıklık etmek istedim. Ancak kısa sürede fark ettim ki bu pazar, modern Çin'in en derin çelişkilerinden birini yansıtıyor: Geleneksel evlilik baskısı ile bireysel kariyer hedefleri arasındaki gerilim.
Benim gibi 35 yaş üstü, yüksek lisans derecesine sahip bir kadın, bu pazarda neredeyse hiç şans bulamıyor. Ebeveynler, genellikle daha genç ve daha az eğitimli gelin adaylarını tercih ediyor. 'Fazla eğitimli' olmak, bir kadının evlilik şansını azaltan bir faktör haline gelmiş durumda. Bu durum, Çin'in kırsal kesimlerinden büyük şehirlere göç eden ve kariyer yapmak isteyen genç kadınlar için büyük bir ikilem oluşturuyor.
Küresel bir fenomen mi?
Çin'deki bu evlilik pazarı, aslında dünya genelinde kadınların karşılaştığı benzer zorlukların bir yansıması. Batı ülkelerinde de 'kariyerli kadın' imajı, evlilik kurumuyla çatışabiliyor. Ancak Çin'de bu çatışma, devletin nüfus politikaları ve geleneksel aile yapısı tarafından daha da keskinleştiriliyor. Tek çocuk politikasının etkileri, kadınların iş hayatında daha başarılı olmasına rağmen evlilikte geri planda kalmasına neden oluyor.
Öte yandan, bu pazar aynı zamanda büyük şehirlerde yalnız yaşayan gençlerin ebeveynlerinin çaresizliğini de gösteriyor. Çocuklarının mutluluğu için her şeyi yapmaya hazır olan bu ebeveynler, modern dünyanın karmaşık dinamikleri karşısında geleneksel yöntemlere sarılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de de benzer bir evlilik pazarı kültürü bulunmasa da, özellikle büyük şehirlerde kariyer yapmış kadınların evlilik baskısıyla karşılaştığı biliniyor. Çin'deki bu örnek, Türkiye'nin de yüzleştiği kadın-erkek eşitsizliği, eğitim ve iş hayatındaki fırsat eşitsizliği gibi konulara ışık tutuyor. Türkiye'de kadınların iş gücüne katılım oranının düşük olması, bu tür bir evlilik pazarının oluşmasını engellese de, toplumsal cinsiyet rolleri konusundaki benzer baskılar her iki ülkede de mevcut. Bu haber, Türkiye'nin kadın istihdamı ve cinsiyet eşitliği politikalarını gözden geçirmesi için bir fırsat sunuyor.