Çin, Sincan Uygur Özerk Bölgesi başta olmak üzere azınlık gruplara yönelik uyguladığı zorunlu asimilasyon politikalarını artık resmi yasalara dayandırıyor. Pekin yönetimi, geçtiğimiz haftalarda kabul ettiği yeni düzenlemelerle, etnik azınlıkların dil, din ve kültürel kimliklerini hedef alan uygulamaları hukuki bir çerçeveye oturttu. Bu gelişme, uluslararası toplumda insan hakları ihlalleri konusunda ciddi endişelere yol açarken, bölgedeki gerginliği de artırıyor. Çin hükümeti ise söz konusu politikaların 'ulusal güvenlik' ve 'sosyal istikrar' için gerekli olduğunu savunuyor.
Yeni Yasal Çerçeve ve Uygulamalar
Çin hükümeti, Sincan'da 2020'den bu yana uygulamakta olduğu 'kültürel entegrasyon' programını yasal zemine taşıyan bir dizi kararname yayımladı. Bu kararnameler, eyalet hükümetlerine azınlık topluluklarının eğitim, medya ve kamu hizmetleri üzerindeki kontrolünü artırma yetkisi veriyor. Yeni kurallara göre, azınlık dillerinin kullanımı kamusal alanlarda aşamalı olarak kaldırılacak; eğitim müfredatı daha da merkezileştirilerek Çince'nin tek resmi dil olarak kullanımı teşvik edilecek.
Uygulamaların en çok tartışılan yönlerinden biri, 'yeniden eğitim kampı' olarak adlandırılan merkezlerin yasal statüsünün güçlendirilmesi oldu. Bu merkezlerde, binlerce Uygur, Kazak ve Kırgız kökenli kişinin siyasi eğitime tabi tutulduğu ve zorla çalıştırıldığı yönünde çok sayıda uluslararası rapor bulunuyor. Çinli yetkililer, bu merkezlerin 'terörle mücadele ve aşırıcılıkla mücadele' amaçlı mesleki eğitim tesisleri olduğunu belirtiyor. Ancak Birleşmiş Milletler raportörleri, bu yerlerde işkence ve insanlık dışı muamele yapıldığına dair güçlü kanıtlar olduğunu ifade ediyor.
Bölgesel ve Küresel Tepkiler
Çin'in bu adımları, Batılı ülkeler ve insan hakları örgütlerinin sert tepkisine neden oldu. ABD, Çin'in Sincan'daki politikalarını 'soykırım' olarak nitelendirirken, Avrupa Birliği de seçilmiş bazı Çinli yetkililere yaptırım uyguladı. Buna karşılık Çin, bu suçlamaları reddederek iç işlerine müdahale olarak değerlendirdiği bu tür eleştirileri 'siyasi oyun' olarak nitelendiriyor.
Öte yandan, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) da Sincan'daki durumu yakından takip ediyor. Türkiye'nin de üye olduğu İİT, daha önce yayımladığı raporlarda Çin'in bu politikalarına karşı Çinli Müslümanların haklarının korunması çağrısında bulunmuştu. Ancak Pekin yönetimi, İİT ile yürüttüğü diplomasi sayesinde bu kuruluşun resmi olarak sert bir kınama kararı almasını engellemeye çalışıyor.
Bu gelişmeler, bölgesel güç dengelerini de etkiliyor. Çin, Orta Asya'daki enerji kaynaklarına erişimini güvence altına almak ve Kuşak-Yol Projesi'ni ilerletmek için Sincan'ın istikrarına kritik önem veriyor. Ancak ağır yöntemlerin, bölgede uzun vadeli istikrarsızlık ve tepki yaratma riski bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin'in azınlık politikaları, özellikle Türk dünyasıyla tarihsel ve kültürel bağları olan Uygur Türkleri üzerindeki etkisi nedeniyle Türkiye'de yakından izleniyor. Ankara, Çin ile ekonomik ve siyasi ilişkilerini sürdürmesine rağmen, Sincan'daki insan hakları ihlalleri konusunda duyarlılık gösteriyor. Bu gelişme, Türk dış politikasında denge arayışını zorunlu kılıyor: Bir yanda Çin'in yükselen ekonomik gücüyle ticaret ve yatırım bağlarını güçlendirmek, diğer yanda soydaşlarının haklarını korumaya yönelik ahlaki ve uluslararası hukuk temelli sorumluluk bulunuyor. Türkiye, bu konuda hem uluslararası platformlarda sesini duyurmaya çalışıyor hem de Çin ile diyaloğu sürdürerek ılımlı bir çözüm için lobi yapıyor.