Çin ve Pakistan Dışişleri Bakanları, ABD ve İran'a yönelik ortak bir çağrıda bulunarak, tarafların “düşmanlıkları derhal durdurması” ve diyaloğa dönmesi gerektiğini ifade etti. Anadolu Ajansı’nın aktardığına göre, bu açıklama Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi ile Pakistanlı mevkidaşı arasında Cuma günü yapılan görüşmenin ardından Beijing’den yapılan yazılı açıklamada yer aldı. İkili, Orta Doğu’da tırmanan gerilimden derin endişe duyduklarını belirterek, uluslararası topluma itidal ve sağduyu çağrısında bulundu. Açıklamada, “Bölgede barış ve istikrarın korunması için tüm tarafların sorumluluk üstlenmesi şarttır” ifadeleri kullanıldı.
Gelişmenin arka planı
Görüşme, ABD ile İran arasında son haftalarda artan gerginliklerin ortasında gerçekleşti. ABD’nin İran’a yönelik yeni yaptırımlar açıklaması ve İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırması, iki ülkeyi yeniden bir çatışma sarmalına sokma riski taşıyor. Çin ve Pakistan, her iki ülkeyle de güçlü diplomatik bağlara sahip olmanın yanı sıra, bölgesel istikrarın sağlanmasında kilit roller üstleniyor. Özellikle Çin, İran’ın en büyük ticaret ortaklarından biri olarak Tahran yönetimiyle yakın ilişkilerini sürdürürken, Pakistan da Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleriyle olan bağları nedeniyle bölgede önemli bir denge unsuru olarak görülüyor.
Heyetler arası görüşmede ayrıca, Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru (CPEC) ve bölgesel güvenlik konuları da ele alındı. İki bakan, Afganistan’daki durumu da değerlendirerek, terörizmle mücadele ve sınır ötesi güvenlik işbirliğinin önemine vurgu yaptı. Açıklamada, “Çin ve Pakistan, bölgesel barış ve kalkınma için birlikte çalışma kararlılığındadır” denildi.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD-İran gerilimi, yalnızca Orta Doğu’yu değil, küresel enerji piyasalarını ve uluslararası ticaret yollarını da doğrudan etkiliyor. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı tehdit etmesi, petrol fiyatlarında dalgalanmalara yol açarken, Çin ve Pakistan gibi enerji ithalatçısı ülkeler bu durumdan doğrudan etkileniyor. Çin’in çağrısı, aynı zamanda Pekin yönetiminin Orta Doğu’da artan diplomatik nüfuzunu da yansıtıyor. ABD’nin bölgeden kısmi çekilmesiyle oluşan güç boşluğunu doldurmaya çalışan Çin, son yıllarda Suudi Arabistan ve İran arasındaki normalleşme sürecinde arabuluculuk rolü oynayarak bölgesel bir güç olarak konumunu güçlendirmişti.
Uzmanlar, Çin ve Pakistan’ın bu ortak çağrısının doğrudan bir sonuç doğurmasının zor olduğunu, ancak uluslararası toplumda ABD ve İran’a yönelik baskının artmasına katkı sağlayabileceğini belirtiyor. Özellikle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi Çin’in bu adımı, Tahran yönetimine Batı’nın dayatmalarına karşı yalnız olmadığı mesajı verirken, Washington’a da tek taraflı eylemlerinin sonuçları olabileceği uyarısı yapıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran geriliminin tırmanması, Türkiye’nin enerji güvenliği ve bölgesel istikrar hedefleri açısından doğrudan sonuçlar doğuruyor. Türkiye, doğalgazının önemli bir kısmını İran’dan temin ederken, Basra Körfezi’ndeki olası bir kriz Türkiye’nin enerji maliyetlerini artırabilir. Ayrıca, Türkiye’nin İran ve Suudi Arabistan’la dengeli ilişkiler sürdürme politikası, bu tür arabuluculuk girişimlerini destekleme eğilimindedir. Ankara, Çin ve Pakistan’ın çağrısını olumlu karşılarken, kendi arabuluculuk girişimleriyle de bölgesel barışa katkıda bulunmayı hedefliyor. Ancak, ABD’nin Türkiye’ye yönelik yaptırım tehditleri ve İran’a yakın duruşu, bu dengeli politikayı zorluyor.