Güneydoğu Asya'da nüfuz yarışında Çin ve ABD bir konuda hemfikir: Bölge vazgeçilmez. Ancak üst düzey zirvelerin ardında, her iki ülkenin bölgeye dair bilgi birikimini nasıl geliştirdiği konusunda sessiz bir ayrışma yaşanıyor. Çin, onlarca yıllık bir planlama ile Güneydoğu Asya uzmanlığını sistematik olarak artırırken, ABD aynı alandaki üniversite tabanlı programlarını zayıflatıyor. Bu durum, bölgesel dengeleri uzun vadede etkileyebilecek stratejik bir dönüşüme işaret ediyor.
Gelişmenin arka planı: Uzmanlık yarışı
ABD'nin Güneydoğu Asya çalışmalarına yönelik federal desteği, Soğuk Savaş sonrası dönemde keskin bir düşüş yaşadı. 1990'larda 30'dan fazla üniversitede bulunan özel dil ve bölge programları, bugün yarı yarıya azaldı. Buna karşılık Çin, 2000'li yılların başından itibaren ASEAN ülkeleri üzerine araştırma merkezlerini ve dil programlarını hızla genişletti. Pekin, sadece diplomatik misyonları değil, aynı zamanda akademik yayınları, burs programları ve düşünce kuruluşlarını da devreye sokarak bölge uzmanlığını derinleştiriyor.
ABD'nin geri çekilmesi, özellikle Myanmar ve Kamboçya gibi kritik ülkelerdeki analitik kapasiteyi olumsuz etkiledi. Oysa Çin, bu ülkelerdeki siyasi, ekonomik ve toplumsal dinamikleri anlamak için sürekli yatırım yapıyor. Örneğin, Pekin'deki merkezi otoriteye bağlı olarak çalışan Güneydoğu Asya Araştırmaları Merkezi, 50'den fazla araştırmacı ile bölgeye dair kapsamlı raporlar üretiyor. ABD'de ise benzer bir kurumsal yapılanma neredeyse yok.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu uzmanlık farkı, Çin'in Güneydoğu Asya'daki diplomatik ve ekonomik girişimlerine doğrudan yansıyor. Çin, Kuşak ve Yol Projesi kapsamında bölgeye yaptığı yatırımları daha iyi yönlendirmek için yerel dinamikleri derinlemesine analiz ediyor. ABD ise son yıllarda Quad ve AUKUS gibi güvenlik odaklı ittifakları öne çıkarırken, bölgeye dair yumuşak güç ve bilgi birikimi alanında geriliyor. Uzmanlara göre, bu dengesizlik ABD'nin bölgesel krizlere müdahale kapasitesini sınırlayabilir.
Çin'in bu alandaki ilerlemesi sadece devlet eliyle değil, aynı zamanda özel sektör aracılığıyla da gerçekleşiyor. Alibaba ve Tencent gibi teknoloji devleri, bölge pazarını anlamak için yerel araştırma merkezlerine yatırım yapıyor. ABD'de ise benzer bir özel sektör ilgisinin bulunmaması, kamu üniversitelerindeki programların daha da zayıflamasına yol açıyor. Sonuç olarak, Çin Güneydoğu Asya'yı giderek daha iyi anlayan bir aktör haline gelirken, ABD bu konuda kör noktalarını artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Asya-Pasifik stratejisi açısından önemli ipuçları taşıyor. Türkiye, son yıllarda ASEAN ülkeleriyle ekonomik ve diplomatik ilişkilerini derinleştirme çabasında. Çin ve ABD arasındaki bu uzmanlık yarışı, Ankara'nın bölgeye yönelik kendi analitik kapasitesini geliştirmesi gerektiğini gösteriyor. Özellikle Türk dış politikasının çok yönlü yapısı, Güneydoğu Asya'daki güç dengelerini doğru okumayı zorunlu kılıyor. Türkiye, bölge ülkeleriyle ticaret hacmini artırmak ve stratejik ortaklıklar kurmak istiyorsa, bu alandaki bilgi birikimini ABD'nin ihmal ettiği noktada Çin'in örneğinden esinlenerek güçlendirebilir. Aksi halde, bölgesel gelişmeleri ikinci el kaynaklardan takip etmek zorunda kalabilir.