Radyo Free Asia (RFA), 2025 yılı başında Washington'daki Capitol Hill'de Çin'in Ulusötesi Baskı (Transnational Repression - TNR) politikasını ele alan kapalı, iki partili bir yuvarlak masa toplantısı düzenledi. Toplantıda, Çin'in yurt dışında yaşayan muhalifleri, etnik azınlıkları ve dini grupları hedef alan baskı stratejisinin üç aşamalı bir evrim geçirdiği ve bu süreçte üç farklı topluluğun öne çıktığı vurgulandı. Etkinlik, ABD Kongresi'nin Çin'in sınır aşan baskı uygulamalarına yönelik artan ilgisinin bir göstergesi olarak dikkat çekti.
Çin'in Ulusötesi Baskı Stratejisinin Arka Planı
Çin Halk Cumhuriyeti'nin yurt dışındaki muhalif sesleri susturmak için yürüttüğü ulusötesi baskı faaliyetleri, son yıllarda uluslararası arenada giderek daha fazla tartışılıyor. RFA'nın düzenlediği kapalı oturumda, bu stratejinin üç aşamada geliştiği belirtildi. İlk aşamada, Çin hükümeti doğrudan tehdit ve sindirme yöntemlerini kullanırken, ikinci aşamada ekonomik baskı ve aile üyeleri üzerinden yürütülen psikolojik baskı öne çıktı. Üçüncü aşamada ise, teknolojik gözetim ve siber operasyonlar aracılığıyla küresel ölçekte bir baskı ağı kurulduğu ifade edildi. Uzmanlar, bu üç aşamanın birbirini izleyen ve giderek karmaşıklaşan bir sistem oluşturduğunu vurguladı.
Toplantıda ele alınan üç hedef topluluk ise şu şekilde sıralandı: Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nden kaçan Uygurlar, Tibet diasporası ve Hong Kong'daki demokrasi yanlıları. Bu grupların her biri, Çin'in baskı aygıtının farklı araçlarıyla karşı karşıya. Uygurlar için aile üyelerinin Çin'de tutuklanması ve gözaltı kamplarına gönderilmesi tehdidi kullanılırken, Tibetliler için dini ve kültürel kimliğin hedef alınması söz konusu. Hong Konglular ise 2020'de yürürlüğe giren Ulusal Güvenlik Yasası sonrası artan baskı ve iade talepleriyle mücadele ediyor.
RFA'nın oturumunda, Çin'in ulusötesi baskı uygulamalarının sadece bireysel muhaliflerle sınırlı olmadığı, aynı zamanda ev sahibi ülkelerin egemenliğine yönelik bir tehdit oluşturduğu belirtildi. Özellikle ABD, Kanada, Avustralya ve Avrupa ülkelerinde yaşayan Çinli muhaliflerin sistematik olarak izlendiği, tehdit edildiği ve hatta kaçırılmaya çalışıldığı vakalar rapor edildi. Oturumda, bu tür eylemlerin uluslararası hukuku ihlal ettiği ve ev sahibi ülkelerin güvenliğini riske attığı vurgulandı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Çin'in ulusötesi baskı stratejisi, yalnızca Asya-Pasifik bölgesini değil, küresel ölçekte birçok ülkeyi etkiliyor. Özellikle Batılı ülkelerde artan Çin etkisi, siyasi karar alma süreçlerini ve toplumsal dokuyu tehdit ediyor. RFA'nın haberine göre, Capitol Hill'deki oturumda konuşan uzmanlar, Çin'in bu stratejisinin otoriter rejimlerin uluslararası alanda nasıl hareket ettiğine dair bir model oluşturduğunu belirtti. Bazı ülkelerin Çin ile ekonomik ilişkilerini korumak adına bu tür baskı faaliyetlerine göz yumduğu, hatta bazı durumlarda işbirliği yaptığı iddia edildi.
Oturumda ayrıca, Çin'in ulusötesi baskı uygulamalarına karşı uluslararası işbirliğinin önemi vurgulandı. ABD Kongresi'nde iki partili destekle hazırlanan yasa tasarıları, Çin'in bu tür eylemlerine karşı yaptırımlar öngörüyor. Ancak, bazı uzmanlar, yaptırımların etkili olabilmesi için daha fazla ülkenin katılımının gerektiğini savunuyor. RFA'nın toplantısı, bu konuda farkındalık yaratmayı ve politika yapıcıları bilgilendirmeyi amaçlıyordu.
Çin'in ulusötesi baskı stratejisi, aynı zamanda küresel insan hakları gündemini de yakından ilgilendiriyor. Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi kuruluşlar, Çin'in bu uygulamalarını kınayarak, mağdurlara destek olunması çağrısında bulunuyor. Ancak, Çin hükümeti bu suçlamaları reddediyor ve iç işlerine müdahale olarak nitelendiriyor. Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüleri, ülkenin yurt dışındaki vatandaşlarını korumak için meşru haklarını kullandığını savunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin'in ulusötesi baskı stratejisi, doğrudan Türkiye'yi hedef almasa da, bölgesel ve küresel etkileri bakımından Türk dış politikası ve güvenliği için önemli çıkarımlar sunuyor. Türkiye, son yıllarda Çin ile ekonomik ilişkilerini geliştirirken, aynı zamanda Doğu Türkistan'daki Uygur Türklerine yönelik baskıları da yakından takip ediyor. Çin'in ulusötesi baskı uygulamalarının, Türkiye'de yaşayan Uygur diasporası üzerinde potansiyel etkileri olabilir. Bu durum, Türkiye'nin insan hakları ve etnik kimlik konularındaki hassasiyetiyle birleştiğinde, Ankara'nın Çin ile ilişkilerinde denge gözetmesini gerektiriyor. Ayrıca, Çin'in bu tür uygulamaları, uluslararası hukuk ve egemenlik ilkeleri açısından da Türkiye'nin savunduğu değerlerle çelişiyor.