Çin'in tüketici hisseleri, Pekin'in yapay zekâya (YZ) yönelik tek odaklı politikalarının gölgesinde 'kayıp on yıl' olarak adlandırılan bir döneme hapsolmuş durumda. Yatırımcılar, devlet teşviklerinin ve sermaye akışının YZ sektörüne yönlendirilmesiyle birlikte, perakende, gıda ve içecek gibi geleneksel tüketim sektörlerinden uzaklaşıyor. Bu durum, hisse senedi piyasalarında belirgin bir ayrışmaya yol açarak tüketici şirketlerinin değerlemelerini uzun süreli bir durgunluğa itiyor.
Yapay Zekâ Rüzgârı ve Tüketim Sektörünün Geri Plana İtilmesi
Çin hükümeti, son yıllarda ekonomik büyümeyi canlandırmak ve küresel teknoloji yarışında öne geçmek için yapay zekâya büyük yatırımlar yapıyor. Devlet destekli fonlar, vergi teşvikleri ve altyapı projeleriyle YZ ekosistemi beslenirken, tüketici sektörüne yönelik benzer bir destek görülmüyor. Bu politika tercihi, yatırımcıların portföylerini YZ ile ilgili şirketlere kaydırmasına neden oluyor. Sonuç olarak, tüketici hisseleri endeksleri son on yılda kayda değer bir getiri sağlayamadı; hatta bazı alt sektörlerde reel anlamda değer kaybı yaşandı.
Pekin'in 'yeni üretken güçler' olarak adlandırdığı stratejik alanlara yönelmesi, tüketim talebini canlandırmaya yönelik geleneksel teşviklerin (örneğin doğrudan nakit transferleri veya tüketim kuponları) geri planda kalmasına yol açtı. Kovid-19 salgını sonrası toparlanma döneminde bile tüketici güveni kırılgan seyretti; konut piyasasındaki sıkıntılar ve genç işsizliği gibi yapısal sorunlar hane halkı harcamalarını baskıladı. Bu ortamda, YZ odaklı politika faiz indirimleri ve likidite desteğiyle birleşince, sermaye piyasalarında YZ hisseleri adeta bir vaha haline geldi.
Örneğin, son bir yılda Çin'in YZ ile ilgili şirketlerinin hisse fiyatları %30'un üzerinde artış gösterirken, MSCI Çin Tüketici Endeksi neredeyse yatay kaldı. Yatırımcılar, devletin YZ'yi 'ulusal öncelik' ilan etmesini, tüketici sektörünün uzun vadeli görünümünün zayıfladığı şeklinde yorumluyor. Analistler, bu ayrışmanın sadece konjonktürel değil, aynı zamanda yapısal olduğunu belirtiyor: Çin ekonomisi ihracat ve teknoloji odaklı bir modele yönelirken, iç tüketimin payı görece azalıyor.
Küresel Yatırımcılar ve Çin'in İkili Ekonomisi
Küresel fon yöneticileri de bu değişimi yakından izliyor. Çin'e yatırım yapan birçok uluslararası fon, portföylerini YZ, yarı iletken ve yeşil enerji gibi stratejik sektörlere kaydırırken, tüketici hisselerindeki ağırlıklarını azaltıyor. Bu durum, Çin'in 'ikili ekonomi' görünümünü pekiştiriyor: Bir yanda devlet destekli, yüksek teknolojili ve ihracata yönelik dinamik bir sektör; diğer yanda iç talebe bağlı, durgun ve kırılgan bir tüketim sektörü.
Uzmanlar, tüketici hisselerindeki bu 'kayıp on yıl'ın, Çin'in büyüme modelindeki dönüşümün bir yansıması olduğunu vurguluyor. Hükümet, ekonomiyi katma değerli üretim ve teknolojiye dayalı bir yapıya taşımayı hedeflerken, tüketim sektörü bu dönüşümde geri planda kalıyor. Ancak bu strateji, uzun vadede iç talebin zayıf kalmasına ve sosyal sorunlara yol açabilir. Zira tüketim, istihdamın büyük bir kısmını oluşturuyor ve hane halkı refahı için kritik önem taşıyor.
Öte yandan, Çin'in YZ alanındaki atılımı küresel rekabeti de körüklüyor. ABD ile teknoloji yarışı, Çin'in bu alana daha fazla kaynak ayırmasını zorunlu kılıyor. Bu durum, tüketici sektörüne yönelik teşviklerin daha da kısıtlanması riskini beraberinde getiriyor. Yatırımcılar, Pekin'in önümüzdeki dönemde tüketimi canlandırmak için daha agresif adımlar atıp atmayacağını merak ediyor. Ancak şu ana kadar sinyaller, YZ önceliğinin devam edeceğini gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin'in yapay zekâ odaklı politikalarının tüketici sektörünü geri plana itmesi, küresel tedarik zincirleri ve ticaret dengeleri üzerinden Türkiye'yi de dolaylı olarak etkiliyor. Çin, Türkiye'nin en büyük ithalat ortaklarından biri; tüketim malları ithalatında yaşanabilecek yavaşlama veya fiyat değişimleri, Türkiye'nin dış ticaret açığını ve enflasyonunu etkileyebilir. Ayrıca, Çin'in teknolojiye kayması, Türkiye'nin ara malı ve yatırım malı ithalatında yeni fırsatlar yaratabilir. Türk ihracatçıları için ise Çin pazarında tüketim ürünlerine olan talebin zayıflaması, rekabet koşullarını değiştirebilir. Uzun vadede, Çin'in iç talebi canlandırmakta zorlanması, küresel büyümeyi yavaşlatarak Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin ihracat performansını olumsuz etkileyebilir.