ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a yönelik azami baskı politikasını yeniden canlandırma çabaları, Pekin'in ekonomik ve stratejik çıkarlarını koruma konusundaki kararlılığıyla çatışıyor. Çin, İran'ın en büyük petrol alıcısı ve Tahran'ın uluslararası yaptırımları delmek için kullandığı en önemli yaşam hattı konumunda. Washington'ın yaptırım tehditlerine rağmen Pekin, İran'la olan enerji ve ticaret bağlarını sürdürmekte kararlı görünüyor.
ABD Baskısının Arka Planı ve Çin'in Konumu
Trump yönetimi, 2018'de Ortak Kapsamlı Eylem Planı'ndan (JCPOA) çekilmesinin ardından İran'a yönelik yaptırımları kademeli olarak sıkılaştırdı. 2020'de İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani'nin Bağdat'ta ABD drone saldırısıyla öldürülmesi, gerilimi zirveye taşıdı. Trump'ın ikinci döneminde de İran'a yönelik baskının artarak devam edeceği sinyalleri geliyor. Ancak Çin, ABD'nin tek taraflı yaptırımlarına katılmadığını açıkça beyan etti ve İran'la ticaretini sürdürdü.
Çin-İran ilişkileri, 2021'de imzalanan 25 yıllık kapsamlı işbirliği anlaşmasıyla kurumsal bir çerçeveye oturdu. Bu anlaşma, enerji, altyapı, güvenlik ve teknoloji alanlarında geniş kapsamlı işbirliğini öngörüyor. Çin, İran petrolünü uluslararası piyasa fiyatının altında alarak hem ekonomik avantaj sağlıyor hem de Tahran'a hayati bir finansal destek sunuyor. ABD'nin yaptırım tehditleri, Çinli şirketleri ikincil yaptırımlarla cezalandırmayı amaçlasa da Pekin, kendi bankacılık ve ödeme sistemlerini kullanarak bu tehditleri büyük ölçüde etkisiz hale getirebiliyor.
Çin'in elindeki en güçlü kozlardan biri, nadir toprak elementleri ve kritik mineraller konusundaki hakimiyeti. ABD'nin savunma sanayii ve teknoloji sektörü, büyük ölçüde Çin'den ithal edilen bu malzemelere bağımlı. Pekin, gerektiğinde bu kartı masaya sürerek Washington'ın İran politikasını yumuşatmasını sağlayabilir. Ayrıca Çin, ABD tahvillerinin en büyük ikinci sahibi konumunda; bu da finansal piyasalar üzerinde önemli bir baskı aracı sunuyor.
Bölgesel ve Küresel Dengeler
Çin'in İran'a verdiği destek, sadece ekonomik değil stratejik bir hamle. Pekin, ABD'nin Orta Doğu'daki etkisini dengelemek ve Kuşak-Yol Girişimi'nin bu kritik bölgedeki ayağını güvence altına almak istiyor. İran, Çin için Orta Doğu'da önemli bir ortak ve enerji koridoru. ABD'nin İran'ı izole etme çabaları, Çin'in bölgedeki nüfuzunu artırmasına dolaylı olarak yardımcı oluyor.
Rusya ve Çin, İran konusunda ortak bir tutum sergileyerek BM Güvenlik Konseyi'nde ABD'nin yaptırım kararlarını engelleyebiliyor. Avrupa ülkeleri ise JCPOA'yı kurtarma çabalarında başarısız oldu ve İran'ın nükleer programını sınırlama konusunda etkisiz kaldı. Bu ortamda Çin, İran'la olan ilişkilerini derinleştirerek küresel bir güç merkezi olma iddiasını pekiştiriyor.
ABD'nin yaptırımları, İran ekonomisini zorlasa da Çin'in desteği sayesinde Tahran rejimi ayakta kalabiliyor. Çinli şirketler, İran'ın petrol, doğalgaz ve altyapı projelerinde aktif rol alıyor. Bu durum, ABD'nin 'azami baskı' stratejisinin etkinliğini sorgulatıyor. Uzmanlar, Çin'in İran'la ticaretini sürdürmesinin, yaptırımların delinmesinde en büyük faktör olduğunu belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin'in ABD yaptırımlarına rağmen İran'la ticaretini sürdürmesi, Türkiye için hem fırsat hem risk barındırıyor. Türkiye, İran'la enerji ticaretinde önemli bir ortak ve ABD yaptırımlarına rağmen doğalgaz alımlarını sürdürüyor. Çin'in tutumu, Türkiye'nin de benzer şekilde hareket etmesine zemin hazırlayabilir. Ancak ABD'nin ikincil yaptırımları Türk bankalarını ve şirketlerini hedef alabilir. Öte yandan Çin'in İran'da artan etkisi, bölgesel dengeleri değiştirerek Türkiye'nin manevra alanını daraltabilir. Türkiye, hem ABD hem Çin ile ilişkilerini dengelemek zorunda.