Tibet Özerk Bölgesi'nde etkili olan şiddetli sel felaketinin ardından Çin hükümeti, devlet medyası aracılığıyla bilgi akışını sıkı denetim altına alarak sansür ve olumlu haber vurgusu politikasını sürdürüyor. Uluslararası gözlemcilere göre, selin yol açtığı yıkımın boyutları ve can kaybına ilişkin bağımsız bilgilere erişim engellenirken, resmi yayın organları yalnızca kurtarma çalışmalarının başarısını öne çıkaran haberler yayımlıyor.
Olayın Arka Planı ve Haber Yönetimi
Temmuz ayında Tibet'in güneydoğusundaki Nyingchi (Linzhi) bölgesinde etkili olan sağanak yağışlar, birçok köyü ve altyapı tesisini sular altında bıraktı. Bölgeden gelen ilk görüntülerde evlerin yıkıldığı, yolların çöktüğü ve büyükbaş hayvanların telef olduğu görülüyordu. Ancak Çin devlet televizyonu CCTV ve Xinhua haber ajansı, felaketin ilk günlerinde yalnızca yetkililerin bölgeye sevk edildiğini ve kurtarma ekiplerinin çalışmalarını anlatan kısa bültenler yayımladı. Sosyal medyada paylaşılan ve selin vahametini gösteren birçok görüntü hızla silindi; bazı kullanıcı hesapları askıya alındı.
Çin hükümetinin bu tutumu yeni değil. 2008 Sichuan depremi, 2010 Zhouqu sel felaketi ve 2021 Henan sel felaketinde de benzer bir haber yönetimi stratejisi izlenmişti. Yetkililer, felaketin boyutlarını küçük göstermek ve toplumsal paniği önlemek amacıyla yerel medyaya "olumlu haber" talimatı veriyor; bağımsız gazetecilerin bölgeye girişi engelleniyor. Tibet'in siyasi hassasiyeti nedeniyle bu denetim daha da sıkı uygulanıyor. Bölgede insan hakları ihlalleri ve kültürel asimilasyon iddiaları uluslararası kamuoyunda sıkça gündeme geldiği için Pekin, her türlü olumsuz haberin Tibet meselesini yeniden alevlendirmesinden çekiniyor.
Öte yandan, Çin hükümeti sel nedeniyle oluşan hasarın telafisi için merkezi bütçeden 200 milyon yuan (yaklaşık 28 milyon dolar) acil yardım paketi açıklandığını duyurdu. Ancak bu yardımın bölgeye ne kadar ulaştığı ve dağıtımın şeffaf olup olmadığı bilinmiyor. Uluslararası Kızılhaç ve diğer yardım kuruluşları, bölgeye erişim izni verilmediğini belirtiyor. Tibet sürgün hükümeti ise felaketin bilançosunun olduğundan düşük gösterildiğini iddia ediyor; bağımsız kaynaklara göre ölü sayısı resmi rakamların çok üzerinde olabilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Çin'in Tibet'teki haber akışını kontrol etme çabası, yalnızca iç kamuoyunu yatıştırmaya yönelik değil; aynı zamanda uluslararası alanda imaj yönetimi stratejisinin bir parçası. Batılı ülkeler ve insan hakları örgütleri, Pekin'i Tibet'te sistematik bilgi kısıtlaması uygulamakla eleştiriyor. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, geçmişte Tibet'e bağımsız gözlemci heyeti gönderme çağrısı yapmış ancak Çin bu talepleri reddetmişti. Sel felaketi sonrası benzer çağrılar yeniden gündeme gelebilir.
Çin'in sansür politikası, yalnızca Tibet ile sınırlı değil. Ülke genelinde doğal afetlerde ve kriz anlarında bilgi akışını denetlemek için gelişmiş bir dijital sansür altyapısı kullanılıyor. "Büyük Güvenlik Duvarı" olarak bilinen sistem, VPN erişimini engelliyor ve sosyal medya platformlarında anahtar kelime filtrelemesi yapıyor. Bu durum, uluslararası yardım kuruluşlarının ve gazetecilerin olayları bağımsız olarak doğrulamasını neredeyse imkânsız hale getiriyor. Tibet seli özelinde, bölgedeki telefon ve internet hatlarının kesilmesi, dış dünyayla iletişimi tamamen koparmış durumda.
Uzmanlar, Çin'in bu tür felaketlerde izlediği haber yönetimi politikasının uzun vadede güven erozyonuna yol açtığını belirtiyor. Halkın doğru bilgiye erişememesi, kurtarma çalışmalarının etkinliğini azaltıyor ve mağdurların ihtiyaçlarının karşılanmasını geciktiriyor. Ayrıca, uluslararası kamuoyunda Çin'in şeffaflıktan uzak tutumu, küresel iklim kriziyle mücadelede işbirliğini de zorlaştırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin'in Tibet'teki sel felaketinde uyguladığı sansür, doğrudan Türkiye'yi ilgilendiren bir gelişme olmasa da küresel bilgi güvenliği ve insan hakları açısından önemli dersler içeriyor. Türkiye, doğal afetlerde şeffaf bilgi akışını savunan bir ülke olarak, Çin'in bu tutumunu uluslararası platformlarda sorgulayabilir. Ayrıca, Türkiye'nin artan ticari ve diplomatik ilişkileri göz önüne alındığında, Pekin'in bilgi kontrolü politikası, Türk kamuoyunun Çin algısını etkileyebilecek bir faktör. Türk gazeteciler ve sivil toplum kuruluşları için bu olay, otoriter rejimlerde basın özgürlüğünün ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor.