Çin, 30 yılı aşkın süredir Sudan’daki varlığını derinleştirirken, ülkenin iç savaş ve ekonomik çöküşünden kazanç sağlamaya devam ediyor. Pekin, sadece insani yardım ve kalkınma projeleriyle değil, aynı zamanda stratejik çıkarlarını koruyarak bölgede daha büyük bir oyun oynuyor. 2023’te patlak veren çatışmaların ardından Sudan’da devlet otoritesi neredeyse tamamen çökerken, Çin’in petrol yatırımları ve altyapı projeleri jeopolitik bir sınavdan geçiyor.
30 Yıllık Yatırımın Arkasındaki Strateji
Çin, 1990’lardan itibaren Sudan’ın petrol sektörüne büyük yatırımlar yaptı. 1995’te, o dönemin Sudan hükümetiyle yapılan anlaşmayla Çin Ulusal Petrol Şirketi (CNPC), ülkenin en büyük petrol sahası olan Greater Nile Petrol İşletmesi’nin yüzde 40’ını satın aldı. Bu, Çin’in Afrika’daki en büyük enerji yatırımlarından biriydi. 2011’de Güney Sudan’ın bağımsızlığıyla Sudan’ın petrol gelirlerinin yüzde 75’ini kaybetmesine rağmen Çin, Sudan’daki varlığını sürdürdü ve Hartum’daki rejimle yakın ilişkiler kurdu.
Çin, sadece petrolle yetinmedi; Sudan’da barajlar, yollar ve limanlar inşa ederek ülkenin altyapısına damgasını vurdu. Özellikle Merowe Barajı ve Kenana Barajı, Çin’in mühendislik ve finansman yeteneklerini sergiledi. Ancak bu yatırımlar, Sudan’daki otoriter rejimleri güçlendirirken, yerel halk üzerinde çevresel ve sosyal zararlara yol açtı. 2019’da Ömer el-Beşir rejiminin devrilmesinden sonra Çin, yeni geçiş hükümetiyle de ilişkilerini normalleştirdi.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Sudan’ın Çöküşü Küresel Dengeleri Nasıl Etkiliyor?
Sudan, Kızıldeniz’deki stratejik konumuyla Çin için vazgeçilmez bir jeopolitik nokta. Çin’in Cibuti’deki askeri üssüne ek olarak Sudan limanları, Asya ile Afrika arasındaki ticaret yollarının güvenliği açısından kritik. Ancak iç savaş, Çin’in yatırımlarını tehdit ediyor; 2023’ten bu yana petrol üretimi yüzde 50’den fazla düştü. Buna rağmen Çin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde Sudan’a yaptırım uygulanmasını engelleyerek, kendi çıkarlarını korumaya çalışıyor.
Rusya ve Suudi Arabistan da Sudan’da nüfuz mücadelesi verirken, Çin’in uzun vadeli stratejisi dikkat çekiyor. Çin, Sudan’daki krizi, Batı’nın “müdahaleci” politikalarına karşı bir meşruiyet aracı olarak kullanıyor. Pekin, dışişleri sözcüsü aracılığıyla “Sudan’ın içişlerine saygı” vurgusu yaparken, aslında kendi ekonomik çıkarlarını güvence altına almayı hedefliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Sudan’da özellikle Savunma Bakanlığı’nın Afrika açılımı kapsamında askeri iş birliği ve insani yardım faaliyetleri yürütüyor. Çin’in Sudan’daki nüfuzu, Türkiye’nin Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu’ndaki stratejik çıkarlarıyla doğrudan ilişkili. Sudan’ın çöküşü, Türkiye’nin bölgedeki askeri üsleri ve ticaret yolları üzerinde risk oluştururken, Çin’in kayıtsız kalamayacağı bir denklem yaratıyor. Türkiye, Sudan’daki meşru hükümetle ilişkilerini koruyarak, Çin’in petrol ve altyapı yatırımlarının potansiyel boşluğundan faydalanabilir. Ancak Ankara’nın, Pekin’le rekabet etmeden, bölgesel istikrarı destekleyen bir denge politikası izlemesi kritik önem taşıyor.